11 Mayıs 2009 Pazartesi

Bodrum'da domuz gribi paniği

Bodrum-Milas Havalimanı’nda, İngiltere’den Türkiye’ye gelen 1’i çocuk 2 İngiliz, havalimanındaki termal kamerayla yüksek ateş belirlenmesi üzerine hastanede muayeneye alındı. Bodrum-Milas Havalimanı’na yerleştirilen termal kameranın yüksek ateş belirlediği İngiliz N.D. ve 5 yaşındaki çocuğu E.M., ayrıntılı muayene amacıyla sağlık ekiplerince Milas Devlet Hastanesi’ne götürüldü.

Muğla Valisi Ahmet Altıparmak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, termal kamerayla yüksek ateş olduğu belirlenen İngiliz N.D. ve çocuğu E.M.’nin, sağlık ekiplerince hastaneye götürüldüğünü belirterek, "Termal kamerada yüksek ateş tespit edildiği için şahıslarla ilgili tıbbi tetkikler yapılıyor. Şahısların hastalık olan herhangi bir yere seyahatlerinin olmadığı, ayrıca hastalık olan bir bölgeden gelmedikleri tespit edildi" dedi.

N.D. ve E.M.’den numune alındığını ifade eden Altıparmak, "Alınan sonuçlara göre hareket edilecek. Herhangi bir vaka söz konusu değil. yrıca
şahısların hikayelerinde de böyle birşey söz konusu değil. Sadece ateşleri yüksek. Şahıslar, İngiltere’den hastalık görülmeyen bir bölgeden eliyorlar" diye konuştu.

Gülerken krize girmeyin

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Tabakoğlu, ''Fazla gülmek ve ağlamak astım krizine neden olabiliyor'' dedi.

Tabakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, astımın her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, tedavi edilmediğinde ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.

Türkiye'de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gereken her türlü ilaç ve tedavinin bulunduğunu ifade eden Tabakoğlu, ancak buna rağmen Türkiye'de astımlı hastaların yalnızca yüzde 1,25'inde bir yıl boyunca tam kontrol sağlanabilirken bu oranın batı Avrupa'da yüzde 5,3 olduğunu belirtti.

Astım hastalarının yüzde 90'ının gündüz, yüzde 60'ının da geceleri daha fazla rahatsızlandığını anlatan Tabakoğlu, şunları kaydetti:

''Astımlıların yüzde 80'i günlük yaşamının bu hastalıktan etkilendiğini belirtmekte. Ancak yüzde 43 gibi yüksek bir oranı iyimser bir algılama sonucu hastalığının kontrol altında olduğunu düşünmektedir.

Bu hastalık erişkinlerde iş gücü, çocuklarda okul devamlılığında azalmaya neden olmaktadır. Aynı zamanda hasta iyi tedavi edilmezse fazla gülmek ve ağlamak astım krizine neden olabiliyor. Astım, gelip geçici bir hastalık değildir.

Bu nedenle hastalık belirtilerini tetikleyen faktörler kişiye özgü şekilde tanımlanmalı, bu faktörlere maruz kalmaktan kaçınması önerilmeli ve ilaç tedavisine uyulmalıdır.''

Volkan Konak'tan hastane çağrısı

Karadenizli sanatçı Volkan Konak, Trabzon'a bir onkoloji hastanesinin kurulması gerektiğini söyledi.

Konak, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Bahar Şenliği'nde konser vermek için geldiği Çanakkale'de AA muhabirine, Karadeniz'deki kanser vakalarını birebir Çernobil'e bağlamadıklarını ancak bu patlamanın tetiklediğini düşündüklerini belirtti.

Kanserin yüzde 50'sine yakınının kalıtsal olduğunu, geri kalanının beslenme ve çevre şartlarından ortaya çıktığını, Çernobil'in ise bunu tetiklediğini dile getiren Konak, ''İnsanları şüpheci olmaya davet ediyoruz. İnsanları bilime inanmaya sevk ediyoruz. Bilime inanırsanız kanseri erken yakalarsınız ve erken yakaladığınız kanseri de tedavi edersiniz. Kanserin tedavisi var ilk aşamada'' diye konuştu.

İnsanların Karadeniz'deki kanser vakalarına karşı daha duyarlı olmalarını istediklerini, bunun için gayret gösterdiklerine söyleyen Konak, şunları kaydetti:

''Her şeyi Çernobil'e bağlamıyoruz. Kimse ispatını yapamaz zaten. Çernobil şu kadar etkiledi diyemeyiz. Genetik olarak meyilli olan insanları acaba hızlandırmış mıdır?

Karadeniz'de tam bilimsel bir çalışma yapılmadı. Birtakım çalışmalar yapıldı ama çok başarılı bulduğumuz çalışmalar değil. Halka inen çalışmalar değil. Trabzon'a bir onkoloji hastanesi açmamız lazım, tamamen kanser üzerine, kanser tanısı, teşhisi ve tedavisi yapılan bir hastane.''

Daha uzun yaşamak ister misiniz?

Sigara içmeyen kişilerin kalp hastalığı gibi çeşitli hastalıklara yakalanma şansı daha az, böylece sigara içenlere göre daha uzun yaşıyorlar.

Norveç'te 54 bin kadın ve erkek üzerinde gerçekleştirilen çalışma, Stockholm'de EuroPRevent 2009 Kongresi'nde kamuoyuna sunuldu. Uzmanlar, sigara içmenin, kardiyovasküler ya da çeşitli nedenlerden dolayı ölümle bağlantısının güçlü olduğunu söylüyorlar.

Oslo Üniversitesi'nden ve Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü'nden Profesör Haakon Meyer'e göre, çalışmanın sonuçları uzun süreli, mutlak bir çalışmaya bağlı. Sonuçlarının arkasında, 1974 yılında Norveç'in 3 eyaletindeki davet edilen orta yaştaki kadın ve erkeğin temel kardiyovasküler görünteleriyle katıldığı geniş kapsamlı tamamlayıcı çalışma yatıyor. Bu tarihten sonraki 30 yıl boyunca ölümler, düzenli olarak Norveç nüfus kayıtlarına eklendi.

2006-2008 yılları arasında yapılan anket ile katılımcıları sigara içmeyenler, yeni başlayanlar, günde 1-9 sigara, günde 10-19 sigara ve 20'den fazla sigara içenler olarak sınıflandırıldı. Sonuçlar, orijinal 54 bin 75 katılımcıdan, 13 bin 103'ünün devam eden çalışma süresince öldüğünü gösterdi. Sigara içmeyenlerin yüzde 18'iyle karşılaştırıldığında çok sigara içen erkeklerin yüzde 45'inin 30 yıl süreçte öldüğü belirlendi.

Benzer şekilde çok sigara içen kadınların , yüzde 33'ü ölürken, hiç sigara içmeyenlerin sadece yüzde 13'ü hayatını kaybetti.

Zaman online

Meyer, "Bu sonuçlar, sigara içmenin ölüm üzerindeki büyük etkisini gösterdi. Biz burada çok fazla sayıda insan hakkında konuşuyoruz" dedi. Ayrıca, araştırmada sigara içmenin felç ve şeker hastalığı oluşumuyla güçlü bağlantısı olduğu tespit edildi.

8 Mayıs 2009 Cuma

Hamileler bu testi mutlaka yaptırmalı

Manisa Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Selma Tosun, hamilelik sırasında mutlaka Hepatit B testi yapılması gerektiğini vurguladı.

Hepatit B ile mücadele kapsamında Belediye Kültür Sitesi meclis salonundaki düzenlenen toplantıda konuşan Doç. Dr. Selma Tosun, Hepatit B virüsü için doktora başvurarak basit bir test yaptırılabileceğini söyledi.

Hepatit B'nin tedavisin bulunmadığının belirten Tosun, hastalığın ilerlememesi için 6 ayda bir doktor kontrolünün şart olduğunu aktardı.

Selma Tosun, Hepatit B'nin bulaşma yollarını ise şöyle sıraladı: "Çok eşlilik ve korumasız cinsel ilişki. Steril olmayan mikroplu malzemelerle yapılan diş tedavileri. Berberlerde aynı jilet ve usturanın birden fazla kişide kullanılması. Kuaförlerde steril olmayan manikür-pedikür malzemeleri.

Günümüzde özellikle gençlerde artış gözlenen steril olmayan malzemelerle yapılan piercing, kulak delme ve dövmeler. Steril olmayan ortamda toplu sünnet işlemleri, kan kardeşliği, alın ve ense kestirme işlemleri. Uyuşturucu bağımlılarında aynı enjektörün birden fazla kişi tarafından kullanılması."
Türkiye'de her yıl 5 bin kişinin karaciğer kanserinden, 10-15 kişinin siroz ve siroza bağlı komplikasyonlardan hayatını kaybetmesi üzerine Sağlık Bakanlığı 23 şehirde toplantılar düzenleme kararı aldı.

Manisa'da gerçekleştirilen 14. toplantıya özellikle bayanlar büyük ilgi gösterdi.
Toplantıda Hepatit B'nin bulaşma yolları, tehlikeleri, tedavi ve koruma yöntemleri ele alındı.

Dünya genelinde 2 milyar kişi Hepatit B virüsü taşıyor. Dünyada her yıl bir milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Hepatit B virüsünü Türkiye'de yaklaşık 4.5 milyon kişinin taşıdığı belirtiliyor.

Araştırmalara göre Türkiye'de ortalama yüzde 5 olan taşıyıcılık oranı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde onlara kadar çıkıyor

Meme kanseri önlenecek mi?

Amerikalı bilimadamları, meme kanseri hücrelerinin beyne girmesine yol açan bir gen belirledi.

Beyin, kan-beyin bariyeri olarak bilinen ince kan damarları ağından oluşan savunma sistemi sayesinde çok iyi korunuyor. Bu bariyer, genel kan akışında dolaşan hücre ve moleküllerin beyin dokusuna girişini engelliyor.

Ancak bilimadamları, yayılan meme kanseri hücrelerinin beyne serbestçe girmesine yol açan bir gen belirledi. Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın, kanserin yayılmasına karşı yeni tedavilerin yolunu açabileceği belirtildi.

Meme kanseri beyne yayılabiliyor ancak bu genellikle, ilk tümörün alınmasından yıllar sonra oluyor. Bu da, kalan kanser hücrelerinin beynin savunmasını kıran özellikler edindiğini gösteriyor.

Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi'nden araştırmacılar, doku örneklerini incelediler ve bu sürecin nasıl işlediğini anlamak için karmaşık genetik analizler yaptılar.

Araştırmacılar, farelerde meme kanserinin yayılmasını sağlayan 3 gen keşfettiler. İkincil tümörlerin yayılmasında genel rol oynayan COX2 ve HBEGF genlerinin meme kanserinin akciğerlere yayılmasına yardım ettiği, üçüncü genin (ST6GALNAC5) ise kanserin beyne nüfuz etmesinde rol oynadığı anlaşıldı.

Söz konusu genin, meme kanseri hücrelerinin beyindeki damarlara yapışıp beyin dokusuna sızmalarına yardım ettiği belirtildi. Bu gen olmaksızın, kanser hücreleri kan-beyin bariyerini aşamıyor.

İngiltere Kanser Araştırma merkezinden Liz Baker, vücudun başka yerlerine yayılan meme kanseri hücrelerinin yüzde 10'unun beyne gittiği hatırlattı.

Merkezden Prof. David Lane de, araştırmayı "çok heyecan verici" olarak nitelendirerek, bu genlerin yeni ilaçların geliştirilip bu belli türdeki metastasın önlenmesine yardımcı olabileceğini söyledi.

Meme kanseri erkeklerde de görünüyor

Orta Anadolu Meme Hastalıkları Derneği (OMEDER) Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Yasin Özkütük, meme kanserinin sadece kadınlarda görülebilen bir kanser türü olarak algılandığını ancak erkeklerde de çok az oranda olsa da görülebildiğini söyledi.

Opr. Dr. Özkütük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meme kanserinin kadınlar arasında en sık görülen, ölüm oranında ise ikinci sırada olan bir kanser türü olduğunu belirtti.

Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsüne göre tüm dünyada kadınlarda kansere bağlı ölüm oranında akciğer kanseri ilk sıradayken Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet-Etkililik Projesi'nin verilerine göre, Türkiye'nin Orta Anadolu bölgesinde kadınlarda kanser türleri içinde meme kanserinden ölüm oranının ilk sırada yer aldığını ifade eden Özkütük, bu duruma neden olan en önemli faktörün erken tanı konusunda halkın yeterli bilinç ve farkındalık düzeyine sahip olmaması olduğunu bildirdi.

Bilim dünyasını korkutan tehlike

Kuş ve domuz gribine yol açan virüslerin bir araya gelmesinin çok tehlikeli olabileceği bildirildi.

Londra'daki Queen Mary Koleji'nden virüs uzmanı John Oxford, H1N1 domuz gribi ve H5N1 kuş gribi virüslerinin bir kişiye aynı anda bulaşması halinde, bu virüslerin gen alışverişinde bulunabileceklerini ve çok tehlikeli, insandan insana bulaşabilen yeni bir virüsün ortaya çıkabileceğini belirtti.

Oxford, önemsizden önemliye artan şekilde numaralandığında, mevsimsel grip 3, domuz gribi 5, kuş gribi 6'ncı olurken, domuz ve kuş griplerinin birleşmesiyle ortaya çıkacak virüsün önem derecesinin en az 7 olacağını vurguladı.

Mutasyon olası ama endişeye gerek yok

Ancak Fransız uzman Bruno Lina, durumun abartılmamasından yana olduğunu belirtti.

Kuş ve domuz griplerinin birleşerek yeni bir virüsün ortaya çıkmasının mümkün olduğunu söyleyen Lina, ancak 6 yıldır laboratuvarda bile kuş gribi ve insandaki grip virüsünden başka bir virüs meydana getirmeyi başaramadıklarını, bu virüslerin "bir araya gelmek istemediklerini" söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre, 2003'ten bu yana H5N1 virüsünün neden olduğu kuş gribi nedeniyle dünya genelinde 250'den fazla kişi öldü. İnsana bulaşması zor olsa da kuş gribi virüsü genellikle öldürücü.

H1N1 virüsünün neden olduğu domuz gribi ise insandan insana kolayca geçebiliyor ancak bu virüsten ölüm oranı nispeten düşük.

Çay yerine "havuç suyu" içiyorlar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın havuç suyu içmesine en çok Türkiye'deki havuç üretiminin yarısından fazlasını karşılayan Beypazarlılar sevindi.

Beypazarlılar sadece havuç üretip satmıyor, bu tarihî ilçeden havuç kokuları yükseliyor. Sokaklarındaki dükkânlarda havuç suyu yapılıyor. Gelene gidene havuç suyu ikram ediliyor. Köşe başlarına kurulan makineler harıl harıl havuç sıkarken, 'içmeden göndermem' diyen esnaf, havuç lokumu uzatanlar, dönerini tavsiye edenler ve 'reçelinden mutlaka almalısınız', 'dondurmasını görmelisiniz' diyenler... Kısacası havuç her yerde Beypazarı'nda...

Türkiye'nin havuç ihtiyacının yüzde 65'ini karşılayan ilçede yılda iki defa hasat yapılıyor. Hasat bol olunca, havuçtan yapılan yiyeceklerin sayısı da bir hayli fazla oluyor. Türkiye'nin dört bir yanından sipariş alan Beypazarı halkı gece gündüz atölyeden çıkmıyor. Satışların artmasından mutlu olduğunu söyleyen Özlem Şekerleme'nin sahibi Adem Karataş ilçenin en büyük esnaflarından. Havucun her türlü şekerlemesini kendi atölyelerinde imal ediyor.

5 Mayıs 2009 Salı

Uzun süre çalışanlar uyuyamıyor

Almanya'da yapılan bir araştırma, uzun süre çalışanların uyumakta zorluk çektiklerini ortaya koydu.

Dortmund kentindeki "Bundesanstalt für Arbeitsschutz und Arbeitsmedizin" adlı kurum tarafından 50 binden fazla kişi arasında yapılan araştırmanın sonuçlarına göre haftada 60 saatten fazla çalışan insanların dörtte biri, normal 35 ile 44 saat arasında çalışanların da beşte biri uyumakta zorluk çekiyor.

Uzun süreli çalışanların daha yoğun şekilde de sırt ağrıları çektiği ve bu kişilerde daha fazla kalp rahatsızlıklarının ortaya çıktığı belirtildi.

Vardiyalı çalışanlarda ya da çalışma saatleri değişen insanlarda, hafta sonlarında çalışan ve çalışma saatlerinin kötü planlandığı insanlarda da daha yoğun şekilde sağlık sorunlarının ortaya çıktığı kaydedildi.

Bahar yorgunluğunu atmanın en kolay yolu

Van'daki aktarlar, bu mevsimde yaşanan yorgunluk ve halsizlik hissinin en iyi ilacının defne yaprağı olduğunu belirtiliyorlar.

İlkbahar mevsimi ile birlikte sürekli değişen havaların vatandaşlarda birçok rahatsızlığa sebep olduğunu, bunlar arasında yorgunluk ve halsizliğin ön plana çıktığını anlatan Van'daki aktarlar, bunun da en iyi ilacının defne yaprağı olduğunu belirtiyorlar. Aktarlar, defne yaprağının bir çok derde şifa olduğunu, özellikle yorgunluk ve halsizlik hissi şikayeti ile kendilerine gelen vatandaşlara hep bu otu tavsiye ettiklerini anlattılar. Defnenin dışında anason ve biberiye otunun da yorgunluk ve halsizliğe iyi geldiğini söyleyen Sultan Baharat İşletmecisi Mahmut Örkmez, "Defne yaprağının yorgunluk, bronşit, mikrop öldürücü, hazım ettirici, spazm çözücü, mide bağırsak gazı söktürücü, idrar söktürücü, nefes açıcı, terletici, hazmettirici ve uyarıcı özelliği vardır. Soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen kırgınlık, romatizma, ağrılarına da faydalıdır. Başta halsizlik ve yorgunluk olmak üzere bu şikayetlerle gelen herkese defne yaprağını tavsiye ediyoruz. Defne yaprağı genellikle suda kaynatılarak içilir" dedi.

Ağız sağlığınıza dikkat edin!

Kayseri Diş Hekimleri Odası Başkanı Umut Kural, hastaların domuz gribine karşı diğer grip türlerinde de olduğu gibi kişisel ağız diş sağlığı görgülerine dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekti.

Son günlerde dünya gündemini meşgul eden ve ülkeleri ciddi tedbirler almaya mecbur bırakan domuz gribine karşı diş hekimleri de alarma geçti.
Salgınların ağız sağlığıyla doğrudan ilgili olduğunu belirten Kayseri Diş Hekimleri Odası Başkanı Umut Kural, bu süreç içinde tüm diş hekimlerinin hastalarına verdikleri oral hijyen eğitimine azami ölçülerde dikkat etmesi gerektiğini ve bu konuyla alakalı tüm diş hekimlerinin uyarıldığını bildirdi.
Kural, "Aile içerisinde her bireyin ayrı diş fırçası olmalı, diş fırçalarının kullanıldıktan sonra su ile iyice durulanması gerekiyor. Diş fırçalarının dik olarak kurumaya bırakılması önemli. Diş fırçasının kurumasına engel olacak fırça kılıflarının mümkün olduğunca kullanılmaması gerekiyor." diye konuştu.
Fırça kılları nemli kaldığı zaman, bakterilerin rahatça üreyeceği bir ortam oluştuğunu kaydeden Kural, "Aynı kap içerisinde birden fazla diş fırçası var ise fırçaların birbirlerine değmemesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Ayrıca diş fırçalarını dezenfekte etmeye kalkmak, bulaşık makinesi, mikrodalga veya ultraviyole cihazları kullanmak tamamen gereksizdir. Bu işlemler, diş fırçasına zarar verebilir. Eğer mümkün ise gün içerinde 2 adet değişik fırça kullanmak fırçaların kuruması için yeterli süreyi sağlar. Diş macununu fırça üzerine koyarken macun tüpünün fırçaya değmemesini sağlamakta önemli bir tedbirdir." şeklinde konuştu.

Güneşten korkmayın!

Güneş ışınlarından yeterince faydalanmak hem anne hem de bebeği hastalıklardan koruyor.

Anne adaylarında kemiklerin yumuşaması ve kolay kırılabilir hale gelmesiyle tanımlanan ve bebekte de D vitamini yetersizliğine neden olan bazı hastalıklar günde yarım saat güneşlenerek önlenebiliyor.

Uzm. Dr. İsmail Özcan, güneş ışınlarının özellikle anne adayları ile bebeklerinin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını kaydetti. Kemiklerin sağlıklı oluşması ve gelişmesi için D vitaminine ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Özcan, D vitaminin en iyi kaynağının ise güneş ışınları olduğunu söyledi.

1490 vaka, 30 ölüm

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde 1490 adet H1N1 virüsü vakasının tespit edildiğini, 30 kişinin virüs nedeniyle öldüğünü duyurdu.

DSÖ'nün iki numaralı ismi Dr. Keiji Fukuda, telefonla düzenlediği basın toplantısında, 405 vakanın daha kesinleşmesiyle vaka sayısının 1490'a çıktığını belirtti.

Buna göre vakaların 822'si Meksika'da tespit edildi. Kesinleşen vaka sayısı ABD'de 403, Kanada'da 140, İspanya'da 57, İngiltere'de 27, Almanya'da 9, Yeni Zelanda'da 6, İtalya'da 5, İsrail ve Fransa'da 4, Güney Kore ve El Salvador'da 2, Avusturya, Hong Kong, Kosta Rika, Kolombiya, Danimarka, İrlanda, Hollanda, Portekiz ve İsviçre'de bir oldu. Virüs nedeniyle Meksika'da 29, ABD'de bir kişi yaşamını yitirdi.

Fukuda ayrıca, Avrupa'da henüz halk arasında virüsün yayıldığına ilişkin bulguya rastlanmadığını, İspanya'daki vakaların, başta Meksika olmak üzere virüsten en fazla etkilenen ülkelere yapılan yolcuklara bağlı bulunduğunu söyledi.

DSÖ'nin grip sorumlusu Fukuda, yeni grip virüsünden hastalanıp iyileşenlerin, diğer insanlara göre benzer virüslere karşı daha korunmalı hale geleceğini de belirtti.

Fukuda, geçirilen grip enfeksiyonlarının genelde iki yıl boyunca, belirli düzeyde bağışıklık sağladığını kaydetti.

Virüslerin birkaç yıl sonra, vücut için yeni bir virüs haline gelecek şekilde değişime uğradığını vurgulayan Fukuda, bu durumda da insanların yeniden virüsü kapmaya yatkın hale geleceğini belirtti.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Domuz gribinin adı değişti

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ''domuz gribi'' teriminin kullanımını domuzları korumak için durduracağını bildirdi.

WHO Sözcüsü Dick Thompson, isim değişikliği kararının, tarım söktörü ve BM gıda örgütünün ''domuz gribi'' teriminin tüketicileri yanıltacağı ve ülkelerin gereksiz yere domuzların itlaf edilmesi talimatı vereceği kaygısını açıklamasından sonra alındığını söyledi.

WHO'nun İsviçre'nin Cenevre kentindeki genel merkezinde gazetecilere açıklama yapan Thompson, bundan sonra domuz gribinin bilimsel teknik ismi olan "H1N1 grip A"yı kullanacaklarını kaydetti.

Kimse seks yapmak istemiyor!

Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Başkanı Prof. Dr. Cihat Ünlü, modern yaşam ve ekonomik krizin libido kaybına (cinsel arzuda azalma) neden olduğunu savundu.

TAJEV'in Antalya'da düzenlediği 8. Türk Alman Jinekoloji Kongresi başladı. Kongreye katılan TAJ Başkanı Prof. Dr. Ünlü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, günümüzde yoğun stres ve toksik maddelerin etkisiyle kadınlarda yumurtalığın daha erken yaşlandığını, erkeklerde ise sperm sayısının radikal şekilde düştüğünü söyledi.

Çevre zehirleri, toksik maddeler, radyasyon ve giderek daha stresli hale gelen şehir yaşamının birçok sağlık sorunuyla birlikte üreme problemlerini de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ünlü, bunların en önemlilerinin, kadınlarda erken menopoza kadar giden yumurtlama bozuklukları, erkeklerde de spermin hareketlilik oranının azalması olduğunu kaydetti.

Saman nezlesine dikkat

Toplumda görülen allerjik hastalıkların en önemlilerinden birinin saman nezlesi olarak bilinen Alerjik Rinit olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, hastalığın başlama yaşının çocukluk evreleri olduğunu söyledi. Endüstriyel gelişmiş ülkelerde çevre kirliliğinin artması nedeniyle giderek sıklığı artmakta olan Alerjik Rinit hastalığının astım hastalığı ile birlikte gözlenebileceğini belirten Doruk Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, "Allerjik rinit (saman nezlesi), toplumda görülen allerjik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Toplumun ortalama %10 'unda allerjik rinit vardır. Hastalık allerjik konjonktivit (göz nezlesi) ve astımla birliktelik gösterebilir. Allerjik rinitli hastaların yüzde 20 ? yüzde 40 'ında astım birlikteliği görülmektedir" dedi.

Günde yarım kadeh şarap iyidir

Günde yarım kadeh şarap içmenin erkeklerde yaşam süresini 5 yıla kadar uzatabileceği bildirildi.

Hollanda'daki Wageningen Üniversitesinden bilim adamları, günde 20 grama kadar alkolün yaşam süresini yaklaşık 2,5 yıl uzatabileceğini, bu miktarın üzerine çıkıldığındaysa yaşam süresinin kısaldığını vurguladı.

"Journal of Epidemiology and Community Health" dergisinde yayımlanan araştırmada, günde yarım kadehi geçmemek koşuluyla sadece şarap içen erkeklerin yaşam süresinin ise, hergün bira ya da başka alkollü içkileri tüketenlere göre 2,5 yıl uzun olabileceği belirtildi.

1960-2000'de yaklaşık 1400 erkeğin ne tür alkollü içki tükettiklerini, bunun miktarını, sigara kullanıp kullanmadıklarını, hayat tarzlarını, sosyal statülerini, beslenme alışkanlıklarını ve kilolarını inceleyen bilim adamları, günde sadece 20 gram şarap içenlerin ömrünün hiç alkollü içki tüketmeyenlere göre 5 yıl uzun olabiceğine dikkati çekti.

Araştırmada şarabın özellikle kalp-damar ve beyin damarları hastalıkları riskini azaltabileceği vurgulandı.

İzmir'de domuz gribi paniği

Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, 23 Nisan Çocuk Şenliği'ne katılmak üzere Meksika'dan Türkiye'ye gelen ve aileler tarafından İzmir'de evlerde misafir edilen 25 Meksikalı öğrenci ve öğretmenin temasta bulunduklarına ulaşıldığı belirtilerek, ''Herhangi bir şüpheli durum tespit edilmemiştir'' denildi.

Açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü'nün pandemik grip evresi ile ilgili herhangi bir değişiklik ilan etmediği, halen alarm durumunun evre 5 düzeyinde olduğu belirtilerek, bugün saat 13.00 itibarıyla 11 ülkede doğrulanmış 331 vakanın ve 10 ölümün mevcut olduğu kaydedildi.

Bakanlığın hazırlıklarının en üst düzeyde devam ettiğinin vurgulandığı açıklamada, ''Ülkemizde vaka görülmemiştir'' denildi.

Uluslararası uçuşa açık havaalanlarında, gelen yolcuların sağlık durumlarının kontrol edildiği belirtilerek, İstanbul ve Ankara'daki havaalanlarına termal kameraların yerleştirildiği, deniz yoluyla Türkiye'ye gelenlerin de limanlarda sağlık kontrolünün yapıldığı ifade edildi.

29 Nisan 2009 Çarşamba

Olağanüstü hal ilan edildi

ABD'nin Kaliforniya eyaletinde, domuz gribine karşı olağanüstü durum ilan edildiği ve eyalette iki şüpheli vaka saptandığı bildirildi.

Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger'in bürosundan yapılan açıklamada, şu anda kaygılanacak bir durum olmamasına rağmen, Vali Arnold Schwarzenegger'in eyalette bugün olağanüstü durum ilan ettiği, bunun halk sağlığı dairesinin bu hastalığa karşı mücadelesini kolaylaştırma ve destekleme olanağı tanıyacak bir önlem olduğu belirtildi.

Bu arada Kaliforniya'daki yetkililerin, Los Angeles bölgesinde meydana gelen iki ölüm vakasını araştırdıkları belirtildi.

Öte yandan ABD Başkanı Barack Obama'nın, domuz gribi salgınının artma olasılığına karşı ABD'nin mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi için Kongre'den 1.5 milyar dolarlık bir fon tahsis etmesi talebinde bulunduğu bildirildi.

Domuz giribine karşı ne gibi önlemler alınmalı?

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, domuz gribi riskine karşı, anne babaların risk grubunda yer alan küçük bebeklerini, mutlaka ellerini yıkayarak sevmeleri gerektiği konusunda uyardı. Akdur, olası bir salgın tehlikesine karşı grip belirtisi gösteren kişilerin işe yada okula değil, hastaneye gitmeleri gerektiğini vurguladı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, CİHAN'a domuz gribine karşı vatandaşların alabileceği bireysel önlemleri anlattı. "Domuz gribinin diğer griplerden farkı, öldürücülüğünün fazla olması." diyen Akdur; Türkiye'de domuz ürünü tüketiminin yok denecek kadar az olduğuna dikkat çekerek, "İnsan yoluyla hastalığın Türkiye'ye gelmesi de mümkün." dedi.

Erkekler dikkat! Cep telefonunu nerede taşımalı?

Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Üyesi Yrd.Doç.Dr. Haluk Kulaksızoğlu, pantolonların ön cebinde taşınan telefonların erkeklerin testislerine zarar verdiğini ve sperm sayısını azalttığını söyledi.
Kulaksızoğlu, cep telefonunun arka cepte taşınmasının daha doğru olduğunu söyledi.

Yrd.Doç.Dr. Haluk Kulaksızoğlu, cep telefonu kullanımı sıklığının artamasının insan vücuduna verdiği zararları da artırdığına dikkat çekti. Yrd.Doç.Dr. Kulaksızoğlu, 2009 yılında yapılan araştırmada cep telefonunun pantolonların özellikle ön cebinde taşınmasının testislere zarar verdiğinin ortaya çıktığını söyledi. Yrd.Doç.Dr. Kulaksızoğlu, “Çalışmada, cep telefonunun erkeklerde, testislere ciddi oranda etkili olduğu özellikle testislerin ana vazifelerinden biri olan sperm üretimi üzerinde kötü etki ettiği bilimsel olarak kanıtlandı. Cep telefonunun sperm üretimini azalttığı tesbit edildi. Cep telefonu elektromanyetik dalgaların, oksijen radikalları dediğimiz bizim vücudumuzun istemediği atık maddelerin testis içinde artmasına ve buradaki hücrelerin bozulmasına neden olmaktadır. Bu nedenle cep telefonlarını özellikle pantolonların ön cebinde taşımamaya özen göstermeliyiz” dedi.

28 Nisan 2009 Salı

Nar suyu için prostattan korunun!

Amerika'nın California ve Los Angeles Üniversitelerinden ve İsrail'in Rambam Tıp Merkezi'nden uzmanlar, altı yıllık bir çalışmanın ardından nar suyunun prostat üzerindeki etkisini ortaya çıkardı.

Uzmanlar, 6 yıl boyunca iki etaplı olmak üzere radyasyon veya prostat ameliyatından sonra prostata yol ajan antijen değerlerinde yükselme olan 48 denek üzerinde araştırma yaptı. Deneklerden bazılarına her gün yaklaşık 250 gram nar suyu içmeleri söylendi.

Altı yılın sonunda ise nar suyu içenlerle içmeyenlerin değerleri karşılaştırıldı. Nar suyu içenlerde prostat PSP (Prostata Spesifik Protein) oranındaki düşüşün, içmeyenlere oranla daha fazla olduğu görüldü.

Uzmanlar, elde ettikleri bu bulguları geçtiğimiz günlerde Chicago'da bulunan Amerikan Üroloji Birliği'nde kamuoyuyla paylaştı. Amerikan Üroloji Birliği sözcüsü Dr. Christopher Amling, "Bu araştırma, nar suyunun başarısız bir tedaviden sonra prostat kanserinin ilerlemesini etkili bir şekilde yavaşlatabildiğini gösteriyor" dedi. Amling, "Bu araştırma ve devam eden araştırmalar, bir gün nar suyunun aynı zamanda prostat kanserinden koruyucu bir madde olduğunu da ortaya koyabilir" diye ekledi.

En fazla yanık vakaları çocuklarda görülüyor

Opr. Dr. Yeliz Kart, özellikle evlerde meydana gelen yanık vakalarında en fazla çocukların etkilendiğini belirterek anne ve babalara uyarılarda bulundu.

Yanık vakalarının mutlaka doktor kontrolünde yapılmasına dikkat çeken Dr. Kart, halka arasındaki bilinen bazı uygulamaların hastaya yarar yerine zarar verebileceğini söyledi. Yanık yüzeyini direkt buzla temas ettirerek soğutmanın yanlış olduğunu belirten Dr. Kart yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

"Yanık yüzeyini direkt buzla temas ettirerek soğutmaya kalkışmayın. Yanık yüzeyini dezenfektanla temizlemeye çalışmayın (alkol, tentürdiyot, savlon). Yoğurt, yağ, sabun, diş macunu, yağlı kremler vb. yabancı maddeler sürmeyin. İçi sıvı dolu kabarcıkları patlatmayın. Eczane ve pansumancıya gitmeyin, yanıklarda önce doktora gidin. Yanık yüzeyine üflemeyin. Yanık yüzeyine çıplak el, parmak gibi mikropsuz olduğundan emin olmadığınız şeyleri temas ettirmeyin. Yanık yüzeylere yapışan kumaş gibi şeyleri kazıyıp kaldırmaya çalışmayın. Yanık tedavisini evde yapmaya kalkışmayın."

Evde alınacak önlemler ile çocukların yanıklardan korunabileceğini kaydeden Dr. Kart, "Kibrit, çakmak ve ateş yakma gereçlerini ortada bırakmayın. Özellikle çocuklardan uzak tutun. Devamlı sıcak suyunuz varsa derecesini genel olarak 50 dereceden yukarıya ayarlamayın. Isıtıcıların etrafına direkt teması engelleyen barikatlar koyun. Ütü gibi sıcak yüzeyi olan eşyaları çocukların erişemeyecekleri yerlerde tutunuz. Sıcak sıvıları çocuklardan uzak tutun. Bebeğe mama verirken yemeğin sıcaklığını, yıkarken de suyun sıcaklığını kontrol edin. Ocak üstündeki tava saplarını, çocukların erişemeyeceği şekilde yerleştirin. Sıcak tencere ve su kaplarını tezgahların kenarına koymayın. Elektrik prizlerinin çocuk korumalı olması ve elektrikli aletlerin çocuklardan uzak tutulması. Evde daima dolu bir yangın söndürücü bulundurun. Tüm önlemlere rağmen evde yanık ile sonuçlanan bir kaza meydana geldiğinde yapılacak doğru müdahaleler ile birlikte yanan kişinin hemen en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılması gerekmektedir" diye konuştu.

Dünya domuz gribine hazırlıksız yakalandı

Dünya, Meksika'da yaklaşık 150 kişinin ölümüne neden olan domuz gribine hazırlıksız yakalandı. Daha önce kuş gribi ve Sars virüsü deneyimlerinden çok farklı bir hastalıkla karşı karşıya kalınması, tıp biliminin de yetersiz kalmasına neden oluyor. İnsanda hastalık yapan domuz gribi virüsünü içeren, yani bu hastalığa karşı koruyucu olan bir aşı bulunmuyor. Sadece domuzlara yapılan grip aşıları var. Şu anda piyasada bulunan bildik grip aşılarının domuz gribine karşı herhangi bir koruyuculuğu olup olmadığı ise bilinmiyor. Bilindiği gibi influuenza virusleri hızlı bir biçimde değişime uğruyor. Bu yüzden etkin bir aşı geliştirmek zorlaşıyor. Aşı çalışmaları da bu yüzden uzun zaman alıyor. Böyle olunca da bir aşının hazırlanması 3-4 ayı buluyor. Virüsün hızla tüm dünyayı etkisi altına almaya başlamasını ve her geçen gün ölümlerin artmasını göz önünde bulunduran yetkilileri de bu sürenin uzunluğu endişelendiriyor.

Olağanüstü hal ilan edildi

ABD'nin Kaliforniya eyaletinde, domuz gribine karşı olağanüstü durum ilan edildiği ve eyalette iki şüpheli vaka saptandığı bildirildi.

Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger'in bürosundan yapılan açıklamada, şu anda kaygılanacak bir durum olmamasına rağmen, Vali Arnold Schwarzenegger'in eyalette bugün olağanüstü durum ilan ettiği, bunun halk sağlığı dairesinin bu hastalığa karşı mücadelesini kolaylaştırma ve destekleme olanağı tanıyacak bir önlem olduğu belirtildi.

Bu arada Kaliforniya'daki yetkililerin, Los Angeles bölgesinde meydana gelen iki ölüm vakasını araştırdıkları belirtildi.

Öte yandan ABD Başkanı Barack Obama'nın, domuz gribi salgınının artma olasılığına karşı ABD'nin mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi için Kongre'den 1.5 milyar dolarlık bir fon tahsis etmesi talebinde bulunduğu bildirildi.

27 Nisan 2009 Pazartesi

Hastanede skandal!

İngiltere'nin başkenti Londra'daki St. Thomas Hastanesinde dikkatsizlik, bir skandalın yaşanmasına neden oldu.

Hastanede kısırlık tedavisi gören üç kadının yumurtalarının, kendi eşlerinin değil, diğerlerinin eşlerinin spermleriyle döllendirildiği ortaya çıktı.

Hatanın fark edilmesinden sonra, geliştirilen embriyoların imha edildiği
ve üç kadının tedavilerine de ara verildiği açıklandı.

Hastane yetkilileri, kısırlık tedavi merkezlerinin Sağlık Bakanlığı ve ilgili denetçi kuruluşların koyduğu kurallara göre faaliyet gösterdiğini belirttiler ve bu kuralların gözden geçirilmesini istediler.

Aynı hastanede 2007 yılında da benzer bir olay yaşandığını, bu olayda bir kadının rahmine farklı bir kişinin spermiyle döllendirilmiş yumurtanın yerleştirildiğini belirten uzmanlar, diğer bazı hastanelerde de benzeri karışıklıkların yaşanmasının, kısırlık tedavi sürecinde uygulanan kuralları sorgulanır hale getirdiğini belirtiyor.

Verilen bilgiyle göre, İngiltere'de her yıl 37 bin çift kısırlık tedavisi görüyor.

Yaz döneminde zayıflamaya dikkat!

Uzmanlar, yaz mevsiminin yaklaştığı dönemde zayıflamaya çalışanların uyguladığı diyetlerin kötü sonuçlar ortaya çıkartabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Bartın'da, Sağlık Müdürlüğü'nde çalışan personele, Diyetisyen Aslı Erkaya tarafından obezite hakkında bilgiler verildi. Erkaya, obezitenin insan sağılığını tehlikeye düşürdüğünü belirtti.

Bartın Sağlık Müdürlüğü çalışanları obezite ve zayıflama diyetleri konularında bilgilendirdi. Diyetisyen Aslı Erkaya, Sağlık Müdürlüğü'ndeki 37 sağlık çalışanına bilgiler verildi. Diyetisyen Erkaya, "Obezite ülkemizde ve tüm dünyada hızla yaygınlaşan ve yol açtığı sağlık sorunlarıyla toplum sağlığı açısından büyük tehlike arz eden bir hastalıktır. Yaz dönemi yaklaştıkça kişilerin zayıflama eğilimlerinin artması sebebiyle hatalı diyet uygulamalarından kaçınması gerekmektedir. Diyet yapmak isteyenlerin ön yargılarını kırmak gerekir" dedi.

Diyetisyen Aslı Erkaya, internet sayfalarından indirilen yada gazete kupürlerinden kesilen diyetlerin, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ile para ve zaman kaybına yol açan zayıflama alet ve kremleri hakkında da bilgi verdi.

En başarılı öğrenciler kim?

Psikolojik Danışman ve Eğitimci Yazar Fatih Kalkınç, "En başarılı öğrenciler, evlerinde televizyon bağımlılığı olmayanlardır." diyerek, evde televizyon açıkken çocuğun ders çalışmasını istemenin doğru bir davranış olmadığını söyledi.
Psikolojik Danışman ve Eğitimci Yazar Fatih Kalkınç, Ağrı Halk Eğitim Merkezi'nde verdiği 'Okul Evde Başlar' konulu konferansta televizyonun aile ve okul hayatına olumsuz etkilerine dikkat çekti. Kalkınç, "En başarılı öğrenciler, evlerinde televizyon bağımlılığı olmayanlardır." dedi. Çocukların başarılı olabilmeleri için akşam televizyon izlememesi gerektiğini ifade eden Kalkınç, ailelerin en çok düştüğü hatanın evde televizyon açıkken çocuğun ders çalışmasını istemek olduğunu vurguladı.
Kalkınç, başarılı çocukların evlerinde televizyonun belirli saatlerden sonra açılmadığını gördüklerini vurgulayarak, "Elinden kumandayı düşürmeyen babanın çocuğun derslerinden yakınmaması gerekir. Akşamları saat 18.00'dan sonra mümkünse evde televizyon seyredilmesin. Geç saatlere kadar izlenilen televizyon çocukları olumsuz etkiler." diye konuştu.
İlgisizlik kavramı üzerinde de duran Kalkınç, insanların her yaşta ilgiye muhtaç olduğunu dile getirdi. Ayrıca aile içi iletişim ve çocuklara karşı yaklaşım konusunda sahnede somut örnekler sunan Kalkınç, televizyon programları ve cep telefonunun olumlu ve olumsuz yönlerini anlattı.

Kabus büyüyor!

Meksika'da, domuz gribi yüzünden öldüğü sanılan kişilerin sayısının 149'a çıktığı bildirildi.

Meksika Sağlık Bakanı Jose Angel Cordova, domuz gribinden öldüğü sanılan kişilerin sayısının 149'a çıktığını söyledi.

Hükümetten yapılan açıklamada da önlem olarak, ülke genelinde tüm okullarda eğitim-öğretime ara verildiği kaydedildi.

Bu arada ABD'nin New York kentinde 20 domuz gribi vakası daha belirlenmesiyle, kentte doğrulanan vaka sayısının 28'e çıktığı açıklandı.

Bir yetkili, New York'da 17 kuşkulu domuz gribi vakası daha bulunduğunu kaydetti.

Öte yandan, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünya çapında şu an için doğrulanan 73 domuz gribi vakası olduğunu bildirdi.

Hastalığın yayılmasından oldukça kaygı duyulduğu belirtilen WHO açıklamasında, doğrulanan domuz gribi vakalarının ABD'de 40, Meksika'da 26, Kanada'da 6, İspanya'da da 1 olduğu ifade edildi.

WHO, kuş gribiyle ilgili acil toplantı yapıyor.

Hala domuz gribi hastalığının merkezi olarak görülen Meksika'da, kuşkulu 1614 vaka olduğu bildiriliyor.

Domuz gribi İngiltere'ye sıçradı!

İngiltere'de, ilk kez 2 domuz gribi vakası belirlendiği bildirildi.

İskoçya Sağlık Bakanlığı, domuz gribine yakalandığı doğrulanan 2 kişinin, Glasgow kenti yakınındaki Airdrie'deki hastanede karantina altında tedaviye alındıklarını kaydetti.

İskoçya Sağlık Bakanı Nicola Sturgeon, kuşkulu 2 vakanın, yapılan tetkikler sonucu domuz gribi olduğunun doğrulandığını belirterek, 2 hastanın da hastanede iyileşmeye başladıklarını açıklamaktan memmun olduğunu söyledi.

İnsan akciğerinde ladin fidanı yetişti

Federasyonu'na bağlı Udmurtiya Cumhuriyeti'nde kanser şüphesiyle ameliyata alınan bir hastanın akciğerinde 6 santimetrelik ladin ağacı fidanı bulundu.

Ria Novosti ajansının haberine göre tümör ve kan ifrazatı gibi akciğer kanseri bulguları taşıyan hastadan alınan doku örneğinde, ladin ağacı bulgularına rastlandı. Uzmanların yaptığı inceleme sonucunda, daha önce akciğerinin sağ-alt kısmında kanser teşhisi konulan hastanın akciğerindeki şişliğin ladin ağacı fidanının büyümesi kaynaklı olduğu saptandı. Ardından yapılan ameliyatla, fidan yerinden çıkarıldı.
Ameliyatı yapan Udmurtiya onkoloji hastanesi doktoru Vladimir Kamaşev, akciğerde 6 santimetrelik bir yabancı nesnenin nasıl bulunabileceğine akıl erdiremediğini belirtti. Kaşayev, bu bitkinin yeşil renkte olmasını ise hayretle karşılayarak, hangi ışık kaynağından yararlanarak klorofil ürettiğini izah edemediğini söyledi.

Bitkinin tohum olarak solunum yoluna düştüğünü ve akciğerin içerisinde büyüdüğünü kaydeden doktor Kamaşev, bu büyüklükte bir nesnenin gırtlaktan geçerek akciğere ulaşma olasılığının olmadığını, aksi halde boğulmaya neden olabileceğini ifade etti.
Doktor, "sıra dışı" hastanın taburcu edildiğini ve hiçbir hayati tehlikesinin bulunmadığını kaydetti.
hürriyet

Uzmanlardan 'grip' uyarısı

Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü, hava değişiminin sıkça yaşandığı günlerde vatandaşları grip hastalığına karşı uyardı.
İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, gribin ani olarak 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlayan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirtti. Gribin, özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyreden ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açtığını ifade eden yetkililer, şunları kaydetti:
"Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip, halk arasında çok sık olarak görülen soğuk algınlığıyla karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtileriyle kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahatı gerektirmeyen bir hastalıktır. Ve griple kesinlikle karıştırılmamalıdır. Grip hastalığının tedavisi, ortaya çıkan belirtilerin tedavisi şeklindedir. Ateşin düşürülmesi, burun akıntısının giderilmesi, halsizlik ve kırgınlığının giderilmesi şeklinde tedavi düzenlenir ve yatak istirahatı önerilir"
Gripten korunmanın başlıca yolunun vücut direncinin düşmesini engellemekten geçtiğini ifade eden yetkililer, "Bu nedenle mevsim özelliklerine uygun giyinilmeli, bol sulu gıdalar, taze sebze ve meyve tüketilmelidir. Hastalarla yakın temastan, ortak eşya kullanımından kaçınılmalıdır" şeklinde konuştu.
İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, grip hastalığıyla ilgili olarak 65 yaşından büyüklerin risk altında olduğunu da anlatarak şunları aktardı:
"Dünya Sağlık Örgütü, Sağlık Bakanlığı tarafından, çeşitli gruplar gribin olumsuz etkileri açısından risk grubu olarak tanımlanmaktadır. Sağlık otoriteleri, aşağıdaki gruba giren kişilerin her yıl aşılanmasını mutlak önermektedir. Buna göre, 65 yaşından büyük kişiler, şeker hastaları (diyabet), astım hastaları, kronik akciğer hastaları (bronşit vb.), kronik kalp ve damar sistemi hastaları (kroner arter hastaları), bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı-hemoglobinopati-olanlar, kanser hastalı, immunsupresif kullananlar), huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanlar grip aşısı olmalıdır. Bazı kişilerin grip aşısı olmamaları gerekir. Bunlar 6 aydan küçük bebekler, yumurtaya karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanlar (yumurta yediğinde alerjik şoka girenler), hamileliğin ilk 3 ayı içinde olan bayanlar (ancak doktor tarafından kesin gerekli olduğu tespit edilirse grip aşısı olabilirler)."

Sahte votka içen alman gençler öldü


Kemer'de Tatil Yaparken Metil Alkolden Zehirlenerek Komaya Giren ve Lübeck'e Götürülerek Tedavi Altına Alınan İki Alman Öğrenci Daha Hayatını Kaybetti.

Kemer’de tatil yaparken metil alkolden zehirlenerek komaya giren ve Lübeck’e götürülerek tedavi altına alınan iki Alman öğrenci daha hayatını kaybetti.
Böylece, sahte votka yüzünden hayatlarını kaybeden Alman öğrenci sayısı üçe çıkmış oldu. KEMER’de tatil yaparken metil alkolden zehirlenerek komaya giren Alman öğrencilerden ikisi daha götürüldükleri Lübeck Üniversite Hastanesi’nde hayatlarını kaybettiler. Böylece, sahte votka faciasında ölü sayısı üçe yükseldi.

Lübeck Savcılığı basın sözcüsü Klaus-Dieter Schultz, savcılığın olayla ilgili soruşturmayı genişlettiğini, koma halinde Almanya’ya götürüldükten sonra dün ölen 17 ve 19 yaşlarındaki Jean Pierre Follkovt ve Jan Lange adlı gençlerin cesetlerine otopsi yapılacağını açıkladı. Schultz, gençlerin ölüm nedenlerinin tam olarak bilinmediğini, Türkiye’de meydana gelen bu olayı Almanya’dan nasıl aydınlatabilecekleri üzerinde düşüneceklerini kaydetti.
İki gencin bugün Lübeck’te toprağa verileceği bildirildi. Türkiye’de alkol komasından hayatını kaybeden Rafael Neca adlı 21 yaşındaki genç daha önce Almanya’da toprağa verilmişti.
Öte yandan Alman gençlerin kaldığı otele alkol tedarik eden Germiyan İçeçek Gıda Pazarlama Limited Şirketi sahibi Cengiz Emmez hakkında yakalama emri çıkartıldı. Otel personelinin de ifadesine başvuruldu. Kurbanlar üçe çıktı Kemer’de sahte votkadan zehirlenen Rafael Neca (solda) daha önce hayatını kaybetmişti. Hastaneye böyle kaldırılan Jean Pierre Follkout ve Jan Lange ise Almanya’da öldü.

26 Nisan 2009 Pazar

Alkol bunak yapıyor


Doç. Dr. Levent Mete, Uzun Süre Alkol Kullanımının Beyni Etkileyerek Zihin Yetilerinde Bozulmalara, Bunun Sonucunda İse Erken Bunamaya Yol Açtığını Söyledi.

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi Doç. Dr. Levent Mete, uzun süre alkol kullanımının beyni etkileyerek zihin yetilerinde bozulmalara, bunun sonucunda ise erken bunamaya yol açtığını söyledi.
Alkolün yol açtığı en önemli sorunlardan birinin trafik kazaları olduğuna dikkati çeken Mete, şöyle konuştu: ''Uzun süre alkol kullanımı beyni etkiliyor, zihin yetilerinde bozulmalara sebep oluyor. Bu durum bazı kişilerde erken bunamaya neden oluyor. Sinir sisteminde meydana gelen zedelenmelere bağlı olarak ayakta durma ve yürüme güçlükleri, denge bozukluğu ve bulanık görme ortaya çıkabilir. Alkol, mide ve bağırsakları etkileyerek ülser ve gastrit başta olmak üzere birçok sindirim sistemi hastalığına, kansızlığa, kalp hastalıklarına, duyu kayıplarına yol açabilir.''
Uzun süre düzenli alkol alan kişilerin bıraktıklarında bazı ruhi ve bedeni rahatsızlıklar yaşadığını ifade eden Mete, ellerde, dilde ve göz kapaklarında titreme, kol ve bacaklarda seğirme ve kasılmalar, baş ağrısı, çarpıntı, terleme, bulantı, kusma, ağız kuruluğu, halsizlik ve uykusuzluk gibi yakınmaların olabileceğini ifade etti. Bu belirtilerin bir hafta içinde yatıştığını ifade eden Mete, ağız ve boğaz kanserlerine alkoliklerin daha sık yakalandığını vurguladı. Mete, gebelik sırasında ağır alkol kullanan annelerin bebeklerinde zeka geriliği, kol ve bacaklarında doğuştan sakatlıklar olabildiğinin de altını çizdi.

kene ve süneye dikkat


Edirne Çevre ve Orman Müdürlüğü, ekolojik dengenin korunması, kene ve süne ile mücadele için doğaya iki yılda 2 bin 900 sülün bıraktı.

Edirne Çevre ve Orman Müdürü Abdullah Bülbül, Edirne'de süne ve kene ile mücadele çalışmalarına önem verdiklerini söyledi.

Sülünlerin, süne ve keneye karşı ilaçlı mücadeleden daha etkili olduğunu ifade eden Bülbül, şöyle devam etti:

“Hem ekolojik dengeyi korumak hem de kene ve süneyle mücadele için 2 yılda doğaya 2 bin 900 adet sülün bıraktık. Özellikle ormanlık alanlara ve akarsu kenarlarına bıraktığımız sülünler, ekili arazide bulunan süne ve keneleri yiyerek beslenecek. Bu zamana kadar salınan sülünler, doğaya uyum sağladı. Artık Edirne ve ilçelerindeki ormanlık alanlarda sülünlere rastlayabiliyoruz.”

Sülünlerin farklı doğal ortamlara çok çabuk adapte olduklarını bildiren Bülbül, bu kuşların belli bir sayıya ulaşıncaya kadar avlanmasının yasak olduğunu ifade etti.

Bir sülün vurmanın cezasının 550 TL olduğunu hatırlatan Bülbül, av hayvanlarını korumak için uygulanan para cezalarından daha önemlisinin insanları bilinçlendirmek olduğunu belirtti.

Bülbül, Edirne'nin Meriç, İpsala, Süloğlu, Uzunköprü ve Havsa ilçelerine sülün bırakıldığını, gelecek yıllarda da aynı bölgelere keklik salımı yapılacağını kaydetti.

Meriç ilçesine bağlı Kavaklı köyünün sakinleri ise bu yıl süne nedeniyle zarar gören ekinlerini sülünlerle koruyacaklarını belirterek, “Süne gerçekten çiftçilere büyük zarar veriyor. Çevre ve Orman Müdürümüz bize sülünlerin faydasını anlattı. Artık sülünleri gözümüz gibi koruyacağız” dedi.

Sağlık ürünlerine reklam yasağı


Sağlık Bakanlığı, Bilimsel Bir Araştırmaya Dayanmadan, Bir Ürünle İlgili "Zayıflattığı, Kolesterol Düşürdüğü ya da Diş Hassasiyetini Giderdiği" Şeklinde Reklam Yapılmasını Yasaklamaya Hazırlanıyor.

Sağlık Bakanlığı, bilimsel bir araştırmaya dayanmadan, bir ürünle ilgili "zayıflattığı, kolesterol düşürdüğü ya da diş hassasiyetini giderdiği" şeklinde reklam yapılmasını yasaklamaya hazırlanıyor. Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik'in yeniden düzenlenmesi amacıyla çalışma yürütüyor. Genel Müdür Mahmut Tokaç, yeni düzenlemeyle reçeteli ve reçetesiz tüm ilaçların reklamlarının yasaklanmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle, ilaç olmadığı halde bu şekilde tanıtılan ürünlerin toplatılacağını ve sorumlular hakkında yasal işlem başlatılacağını belirten Tokaç, bazı ürünlerin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından "zayıflama ürünü" ya da "gıda takviyesi" adı altında alınan izinle veya Avrupa Birliği normlarına uygun güvenilirlikte olduğunu gösteren CE belgesiyle doğrudan pazara girip reklamlarının yapıldığını anlattı. Tokaç, bir ürünle ilgili, "Zayıflatıcı, kolesterol düşürücü, diş eti hassasiyeti giderici" gibi sağlık mesajı içeren reklam yapılabilmesi için o ürünle ilgili mevzuata uygun bilimsel araştırmanın bulunması şartı aranacağını vurgulayarak, "Bu bilimsel araştırmanın Klinik Araştırmalar Yönetmeliğine uygun yapılması şartı aranacak. Genel Müdürlüğümüze bilimsel araştırma için başvuru yapılmalı ve etik kurul kararı bulunmalıdır. Aksi halde bu reklamlara kesinlikle izin verilmeyecek" dedi. Bazı reklamlarda tıp derneklerinin önerilerinin yer aldığını hatırlatan Tokaç, yeni düzenlemeyle bu tür reklamlara da aynı kriterlere göre izin verilebileceğini bildirdi.

2 milyon kişinin kalbi bozuk

Çok Çocuk Doğurup, Erken Menopoza Giren Türk Kadını, Avrupa'da Kalp ve Damar Hastalıklarından Ölüm Listesinde 1'inci Sırada Yer Alıyor. Türk Erkeği İse Bu Listede 3'üncü Sırada Bulunuyor.

Az hareket eden, yürümeyen, beslenmesine dikkat etmeyen, çok çocuk doğurup, erken menopoza giren Türk kadını, Avrupa'da kalp ve damar hastalıklarından ölüm listesinde 1'inci sırada yer alıyor. Türk erkeği ise bu listede 3'üncü sırada bulunuyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Hastalıkları Anabilim dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Akın, ANKA Ajansı'na yaptığı açıklamada, Türkiye'de iki milyon kalp hastası olduğunu, bu sayıya her yıl 70-80 bin kişinin eklendiğini söyleyerek, "Her yıl ayrıca l60 ile l70 bin civarında insanımızı kalp krizinden yitiriyoruz" dedi.


Akın, "Az hareket eden, yürümeyen, beslenmesine dikkat etmeyen, çok çocuk doğurup erken menopoza giren, Türk kadınları kalp hastası olmayacaklarını sanıyorlar. Nedense kafalarında böyle bir yanlış düşünce mevcut. Oysa ki Avrupa'da kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranı olarak birinci sıradalar" diye konuştu.
Türk erkeğinin de kalp ve damar hastalıkları sıralamasında Avrupa'da 3'üncü sırada yer aldığını ifade eden Akın,"Ciddi olarak bir kalp sağlığı seferberliğine ihtiyacımız var" dedi.
-DAMAR HASTALIKLARINDA ÖN SIRALARDAYIZ-
Akın, "Yüksek kollestrolün damarlarda plak adı verilen oluşumlara yol açtığını bu plakların damar içine doğru büyüyerek, koparak ve bazen de yırtılarak damarı aniden tıkadığını biliyoruz. Bu ölümcül durumdan korunmak için neler önerebilirsiniz? şeklindeki sorusunu şöyle yanıtladı: "Stresli Türk kadınında hormonal yetersizliklerin yanı sıra osteoporoz ve kullanılan ilaçlar kalp damarlarını olumsuz etkiliyor. Avrupa'daki yaşlılardaki kalp damar hastalıklarından ölüm oranı Türkiye'deki gençler arasında rastladığımız kayıplarla eşit durumda. Dediğim gibi ciddi bir kalp sağlığı seferberliğine geçilecek. Başka yolu yok. Sigara bırakılacak. Alkolden mümkün mertebe uzak durulacak. Kilolar verilecek. Beslenmeye dikkat edilecek. Stresten uzak durulacak. Beslenme felsefemiz Ak Deniz mutfağı olacak. Hemen bu günden itibaren, biraz gayret biraz özen ve hoşgörüyle sonuca varılacaktır." (ANKA)

Kaynak:Ankara Haber Ajansı

Akciğer kanserinin tetikçisi sigara

Kanser Konusunda Farkındalık Oluşturmak Amacıyla 1983 Yılından Beri 1-7 Nisan Tarihleri Arasında Düzenlenen Ulusal Kanser Haftası Nedeniyle Açıklama Yapan İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. A.

Kanser konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla 1983 yılından beri 1-7 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Ulusal Kanser Haftası nedeniyle açıklama yapan İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. A. Kadri Çırak, Türkiye'de en fazla rastlanan kanser türünün akciğer kanseri olduğunu vurgularken, "Akciğer kanserine yakalanmamak için sigaradan uzak durun" dedi.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanseri ilk sırada yer alıyor. İzmir'de yapılan bir çalışmada, akciğer kanseri görülme sıklığının erkeklerde yüz binde 61, kadınlarda ise yüz binde 5.1 olarak saptandığını belirten Başhekim Çırak, "Akciğer kanserinin yüzde 90 nedeni sigaradır, bu nedenle akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Tüm çabalar sigaranın bıraktırılması ve sigaraya başlanmaması için verilmelidir" dedi.
Türkiye'de sigara içimi sıklığının dünya ortalamalarının oldukça üstünde (erkeklerde yüzde 50, kadınlarda yüzde 24) olduğunun altını çizen Çırak, "Sigaraya başlama yaşı, süresi, günlük içilen miktar, sigaranın özellikleri (filtre, nikotin içeriği, puro, pipo içimi gibi) kanser geliştirme riskini etkiler ancak zararsız olan tütün ürünü yoktur. Kendi içmediği halde çevresinde sigara kullanılmasına bağlı sigara maruziyeti de akciğer kanserine neden olmaktadır" dedi. Hastalarda en sık rastlanan şikayetlerin öksürük, kilo kaybı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kanlı balgam çıkarma, kemik ağrısı, halsizlik, güçsüzlük, hırıltılı solunum olduğunu belirten Çırak, "Özellikle üç ayı geçen, tedaviye yanıt vermeyen öksürük, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonu, nedensiz halsizlik, kilo kaybı yakınması olan sigara içen kişilere göğüs hastalıkları uzmanlarınca kontrol edilmelerini öneriyoruz" derken, tanı yöntemi olan bronkoskopiden, gelişen teknikler nedeniyle, korkulmaması gerektiğini de söyledi. Akciğer kanseri tedavisinde en başarılı yöntemin cerrahi olduğunu söyleyen başhekim Çırak, hastaların şikayetlerini sigaraya bağlamaları nedeniyle geç dönemde müracaat ettiklerini ve sadece dört hastadan birine cerrahi tedavi uygulanabildiğini sözlerine ekledi. Erken tanı konulup tedaviye alınan hastalarda yaşam şansının yüksek olduğunu ve bu dönemde uygulanacak ameliyatla hastalıktan kurtulmanın mümkün olabileceğini, bu nedenle de "kansere bıçak vurulmaz" görüşünün çok yanlış olduğunu ifade eden Çırak, Göğüs Hastanesi olarak erken evrede cerrahi operasyonlarda çok başarılı olduklarını söyledi.

Bu Yaprakları Bol Bol Yiyin !



Adeta bir vitamin deposunu andıran bu bitkinin hiç bilmediğiniz bir özelliği daha var. Kereviz A, B ve C vitaminleri fosfor, çinko, bakır, mangan ve selenyum minerallerini içeren besleyici değeri hayli yüksek bir besindir.

Vücudun direncini arttıran kereviz bedeni güçlendirici toniktir. Zayıflama diyetlerinde doğal bir motivasyon ve enerji arttırıcıdır. Kerevizi çiğ tüketmeye yahut buharda pişirmeye özen gösterin. Bu şekilde besin değerlerini kaybetmesini önlemiş olursunuz.

ÇAYINI DA DENEYİN !

Özellikle kanın temizlenmesi, mide şikayetleri ve idrar sorunları için kolayca yapabileceğiniz kereviz çayını günde 3 bardak tüketebilirsiniz. 1 bardak kaynar suya, kereviz tohumlarını ezerek 2-3 tatlı kasığı atarak 15 dakika demlendirin.

Hangi Hastalığa Hangi Yiyecekler

Doğa bir eczane gibidir ! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler; depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa'nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.

GRİP

Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.

Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.

Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.

Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.

DEPRESYON

Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)

Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır. İstiridye: İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olanistiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)

Patates: Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

Tok Kalmanın Doğal Yolları



Verdiğiniz kiloların kalıcı olması için iştahınızı kontrol altında tutmayı öğrenmelisiniz. Yeme olayının başlaması ve sonlanması oldukça karışık bir faaliyettir. Yapılan araştırmalar beynin hipotalamus bölgesinin iştah kontrolü üzerinde önemli bir yeri olduğunu gösterir.

Bu bölgeden salgılanan bazı hormonlar iştah üzerinde yaptığı etkiler tokluk ve açlık hissini doğurur. Bununla birlikte beyinden salgılanan hormonlar kadar bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar yeme olayında etkili olmaktadır.

Örneğin kan şekerinin azalması veya artması beyne etki eder. İştah azaltır veya artar. Yine mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonlar beyne etki ederek açlık hissi tetiklenir.

Bunun içinde ghrelin adlı hormon iştahı arttırdığı bilinen tek hormondur. Mide dolduğunda çok az ghrelin üretilir. Ama mide boşaldığında salınımı artar. Bu hormon üzerinde yapılan çalışmalar aynı zamanda kilo kaybı ile birlikte salınımın arttığını gösteriyor. Bu da kilo verdikten sonra kiloyu korumayı zorlaştıran etmenlerden biridir.

AÇSANIZ DİYET YAPAMAZSINIZ

Açsanız, sürekli yeme isteği duyacak ve bir sonraki öğünde daha çok yemek durumunda kalacaksınız. Dikkatiniz sürekli midenizde yoğunlaşacak ve aklınızda hep yeme fikri dolaşacaktır. O nedenle doymak diyetin en büyük sırrıdır. Bu sır da sizi tok tutacak besinlerde saklıdır.

TOK KALMANIN YOLLARINI KEŞFEDİN

* Protein içeriği yüksek gıdalar tokluk hissi yaratması bakımından karbonhidrat içeriği yoğun besinlerden daha doyurucudur. n Diyet yaparken yağsız et balık ve baklagillere öğünlerinizde yer vermek tokluk hissini uzun süre sürdürerek ve diyeti kolaylaştıracaktır.

* Lifler diyet için sunulan en büyük nimettir. Tok tutucu gıda tipi olan lif oranı yüksek besinler uzun süre tokluk hissetmenizi sağlarken diğer besinlere oranla daha fazla tüketseniz de toplamda daha az kalori almanızı sağlayacaktır.

* Tahıllar, bakliyat, meyveler, çiğ sebzeler lif oranı yüksek besinlerdir. Ve bu gıdaları tüketerek daha az kalori alır daha uzun süre tok kalırsınız.

* Sofralarınızdaki çeşidi azaltın. Ne kadar farklı çeşitlere yer verirseniz otomatikman midenizde de o kadar çok çeşit yer alacaktır. Hepsinden tatma isteği sizi daha fazla yemeğe yönlendirir.

* Özellikle akşam sofradan az kalori alarak tok kalkmak için tabağınızda sebzeye ayırdığınız miktara daha çok yer açın. Bol salata ve sebze yöntemi gece atıştırmalarının önüne geçer.

TÜRK MUTFAĞI AÇLIK KRİZLERİNİ ENGELLER

* KARNABAHAR SALATASI: Karnabaharı buharda pişirerek salatalarınıza ekleyin, karnabahar püresi ya da yoğurtlu karnabahar haşlama ile tok kalmanın yolunu keşfetmiş olacaksınız.

* SEBZE ÇORBASI: Özellikle kalorisi düşük sebze çorbaları en büyük diyet sırrıdır. Açlık hissini baskılayarak mideyi doldurur. Daha uzun süre tok kalmanızı sağlar.

ISPANAK HEM ZAYIFLATIR HEM DE ÖDEM SÖKTÜRÜR

ISPANAK SALATASI: Ispanağın yemeği, 1 yumurtaya katarak yapacağınız ıspanaklı yumurta ve haşlanmış sarımsaklı yoğurtlu ıspanak çeşitleri zayıflamanıza yardım eder. Ayrıca ıspanak suyu iyi bir idrar ve ödem söktürücüdür.

* Ispanak iltihaplı eklem hastalıkları ve böbrek taşı hastalarına önerilmemektedir.

Kemoterapisiz kanser tedavisi

Kemoterapisiz kanser tedavisiBir süredir kullanılan bu yöntemle şu an için böbrek ve karaciğer kanserini kemoterapi kullanmadan iyileştirmek mümkün.



Kemoterapinin yol açtığı yan etkilerden kurtaran, tamamen hasta hücreyi izole eden, hedefe yönelik ilaçlarla kanser tedavisi mümkün hale geldi. Bilim dünyası tarafından bir süredir kullanılan bu yöntemle şu an için böbrek ve karaciğer kanserini kemoterapi kullanmadan iyileştirmek mümkün.
İstanbul Bilim Üniversitesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Demir, kanserli hücrelerin genetik moleküler sırlarının çözülmesiyle sadece hastalıklı hücreleri izole eden biyolojik tedavi yöntemleri geliştirildiğini söyledi. Böylece kemoterapinin yan etkilerin de önüne geçildiğini anlatan Prof. Dr. Demir, "Kemoterapi, sadece hızlı büyüyen hücreleri yok etmeye çalışan bir zehirdir. Kanser hücresiyle normal hücre arasında ayrım yapmadan, vücutta hızlı büyüyen bütün hücrelere etki yapar. Hedefe yönelik tedavide ise sadece kanserli hücreler izole edilerek yok edebiliyor. Bu sayede kemoterapinin sebep olduğu saç dökülmesi, mide bulantısı, ağız yarası, ishal gibi şikayetlerin hiçbiri görülmüyor." dedi. Şu anda böbrek ve karaciğer kanserlerinin böyle tedavi edilebildiğini anlatan Demir, "Meme, karaciğer ve pankreas kanserlerinde ise kemoterapiyle birlikte kullanıldığında tedavinin etkisi artıyor." şeklinde konuştu.
Kemoterapiyle kanserli hücreleri küçültmek ya da yok etmek amaçlanmasına rağmen hedefe yönelik ilaçların bunları stabilize ettiğine işaret eden Demir, şunları söyledi: "Hedefe yönelik ilaçlar, kanserin kronik bir hastalık şeklinde algılanmasını sağlıyor. Hastayı tam olarak şifaya kavuşturmuyorlar fakat tansiyon, kalp yetmezliği, diyabet gibi uzun yıllar hastalıkla beraber yaşamasını sağlıyor."
Hedefe yönelik tedavide kullanılan ilaçların yarısı, Sağlık Bakanlığı'nın onayıyla Türkiye'de de kullanılıyor. Yüzde 20'si ise özel izinle getirilebiliyor. Geçen mart ayında ABD'de, ilerlemiş böbrek kanseri hastaları için yeni bir ilaç, FDA onayı aldı. Bu ilacın, tümörün büyümesini engellediği veya yaşam süresini iki kattan fazla arttırdığı bildirildi.

Ani Bebek Ölümü Sendromu

Hiçbir sağlık sorunu olmayan bir bebeğin beklenmedik bir şekilde ve nedeni otopsi ile de açıklanamayan ölümüdür.İki hafta ila 12 ay arası çocuklarda; sıklıkla 2.-4. aylarda görülür. 6. aydan sonra görülme sıklığı azalır.İlk yaştaki ölümlerin üçte birinden sorumludur.Tüm dünyada görülür ve ölüm nedenleri arasında kazalardan sonra ikinci sırayı alır. (Türkiye'de maalesef bu konuda yeterli çalışma yapılmadığı için görülme sıklığı bilinmemektedir.) Amerika'da her yıl yaklaşık 6000 bebek SIDS nedeniyle ölmektedir. Ölüm genellikle uykuda olmaktadır.Genellikle kış aylarında görülür.Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür.

Alınacak Önlemler:
Bebeğinizi sırtüstü yatırın:Bu sayfaları hazırlamak için yaptığımız internet taramasında SIDS ile ilgili yüzlerce sayfa bulmak bizi oldukça şaşırttı. Amerika'da 1994 yılında ani bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ulusal bir kampanya başlatıldığını gördük. Yüzlerce sponsor firmanın ve birçok bilimsel kuruluşun katıldığı bu kampanyada bebeklerin sırtüstü yatırılması önerilmekte.Bu kampanyayla 3 yılda ölüm oranının % 38 azaldığı görülmüş.

Doğum öncesi bakımınızı iyi yapın:Hamilelik esnasında rutin doktor kontrollerinizi aksatmayın, beslenmenize dikkat edin

Bebeğinizin yatak odasını uygun ısıda tutun:Bebeğinizin ısı regülasyon sistemi henüz tam anlamıyla gelişmediği için yatak odasını ne çok sıcak, nede çok soğuk tutmayın.(18-22 derece)

Bebeğinizin doktor kontrollerini aksatmayın:Bebeğinizin hem rutin doktor kontrollerini aksatmayın, hemde olağan dışı belirrtiler gördüğünüzde mutlaka doktora danışın.

Bebeğinizin bulunduğu ortamda sigara içmeyin:Bebeğinizin bulunduğu odayı sıksık havalandırın.

Bebeğinizi mümkün olduğunca anne sütüyle besleyin:Bebeğinizi ilk 4 ay sadece anne sütüyle besleyin.

ÖmrÜ uzatan yİyecekler

Uzmanlara göre brokoli, portakal, yulaf, domates, somon balığı, bezelye, ceviz, çay üzümü, yoğurt, bal kabağı, soya fasulyesi, hindi, ıspanak ve çayı haftada en az 4 kez tüketmek estetik gençleşmeyle eş değerde, ayrıca sağlıklı ve uzun bir ömür sağlıyor.


"Süper Yiyecekler" olarak adlandırılan 14 temel besin ürünü Californialı bir doktor tarafından daha önce hastalarına önerilmişti. Avustralyalı doktor ve alternatif tıp uzmanlarının da önerdikleri bu 14 yiyecekten brokolinin göğüs ve prostat kanserlerine, portakalın da C vitamini deposu olmasıyla tüm kanserlere karşı koruyucu özelliği bulunuyor. Yulaf ise kan basıncını dengeleme ve kilo almayı durdurma özelliği ile öneriliyor. Böğürtlen olarak da bilinen çay üzümü, soya fasulyesi, ıspanak, yeşil veya siyah çay, hindi eti, ceviz ve yoğurt ise yoğun vitamin içerdikleri için özellikle yaşlı kişilerin sağlıklı ve dinç olmalarını sağlıyor.


Avustralyalı Plastik Cerrah Dr. Steve Pratt, yaklaşık 20 yıldır, yaptığı güzellik operasyonlarından sonra bu yiyeceklerin yer aldığı bir diyeti hastalarına verdiğini belirterek, hepsinin periyodik olarak yenmesiyle birçok sağlık sorununun kolaylıkla çözüme kavuşacağını ve derinin gençleşeceğini öne sürdü. Pratt, bu 14 ayrı yiyecekten her birinin haftada en az 4 kez yenilmesi gerektiğini söyledi.


Eternal Health adlı kitabın yazarı Dr. Michael Elstein ise "Hindi etinin neden yaşlılığı önlediğini çözemedim. Fakat beyaz et vejeteryan olmayanlar için oldukça sağlıklı" dedi. Bu yiyeceklerin anti-oksidan içerdiği için vücut sisteminin hastalıklarla savaşında yardımcı olduğunu ifade eden Elstein, "Yaşlandıkça göğüs ve prostat kanseri riski artar. Önlemenin tek yolu da yüksek oranda anti-oksidan içeren ve zengin vitamine sahip olan bu yiyecekleri tüketmektir" dedi.


Ispanak ve ceviz kolesterolü düşürmek için önerilirken, yeşil çayın yağları yakmak ve yetişkinlerde obeziteyi önlemek için ideal olduğu savunuldu. Omega 3 yağı içeren somon balığının ise kalp krizini önleme ve beyin hücrelerinin çalıştırılması ile depresyona karşı birebir olduğu öne sürüldü. Özellikle yaşlıların ıspanak yemekten vazgeçmemeleri gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, ıspanağın gözün görme yeteneğini geliştirdiğini ve karaciğere yardımcı olduğunu kaydetti.


Estetik ameliyatların insanları genç gösterdiğini fakat genç hissettiremediğini savunan uzman doktorlar, "Vücut sağlıksızsa, genç görünmenin bir önemi ve faydası yok" diye konuştu.

Prematüre

Prematüre
Tam zamanında doğan bebeklerin anne babalarının , bebeklerini ilk gördüklerinde bir şaşkınlık dönemi yaşamaları doğaldır. Prematüre bebeklerin anne babaları ise çoğu kez tam anlamıyla şok geçirirler. Tipik bir prematüre yaklaşık 1600 ila 1900 gram , bazısı ise çok daha düşük bir tartı ile doğar. En küçükleri bir erişkinin avucuna sığabilecek büyüklüktedir ve bilekleri elleri o denli küçüktür ki , bir evlilik yüzüğü kolayca geçirilebilir.

Prematürenin cildi şeffaftır ve arterlerle venler cilt üzerinden görülebilir. Cilt , altında yağ dokusu bulunmadığı için gevşek bir izlenim verir ve çoğu zaman lanugo denen yumuşak tüylerle kaplıdır.Bebek kucağa alındığında ya da beslendiğinde cilt rengi değişir.Kahverengi yağ dokusu bulunmadığından (bizi sıcak tutan yağ katmanı)ısısını koruma yeteneği yoktur. Prematürenin kulakları , şekil vermeğe yarayan kıkırdak dokusu henüz gelişmediğinden, düz, kıvrık ya da dalgalı bir şekilde olabilir.

Prostatit

PROSTATIT
Prostatit; prostat iltihabına verilen genel isimdir.

Akut Bakteriyel Prostatit

Genellikle prostat absesi ile birlikte bulunur. Gram negatif adı verilen bakteri grubu tarafından meydana getirilirler. En sık neden olan bakteriler: E. coli, proteus ve klepsielladır. Bazen stafilokok ve enterokok gibi gram pozitif bakteriler de neden olabilir.

Titremelerle yükselen ateş, idrar yollarına ait şikayetler, ve penis ile makat arasında ağrı ile kendini gösterir. İdrar yapamama, eklem ağrıları ve kas ağrısı da eşlik edebilir. Bazen absenin kendiliğinden boşalması sonucu penisin ucundan akıntı gelir.

Tedavide genelde ikili antibiyotik enjeksiyonu tercih edilir. İdrar tutulumu varsa penisin hemen üzerinden enjektör ile idrar dışarı alınır. Abse varsa boşaltılır.

Kansere karşı mucize gıdalar



ABD’de yapılan araştırmalara göre, greyfurt, ceviz ve şarap kanserle mücadelede çok önemli.

Greyfurt Uzmanlar, umut vaad eden "rapamycin" adlı kanser ilacının içine 230 ml greyfurt suyu katıldığında, damarlardaki ilaç miktarının arttığını keşfetti.

Günde 56 gr. ceviz

Cevizin, Omega-3 yağ asitleri ve antioksidanların yanı sıra, fitosterol de içerdiği ve bu sayede göğüs kanseri riskini azalttığı ortaya çıkarıldı.

Şarap hastalığı yeniyor

Şarap içmenin, lenf kanserinden kurtulma ihtimalini artırdığı kanıtlandı.

Yeni doğan bebeklerde işitme kaybı

Yeni doğan her 1000 bebekten 1 ila 3'ünde görülen doğuştan gelen işitme kayıplarının özel ve kamu hastanelerinde uygulanan “otoakustik emisyon testi” ile kolayca tespit edilip tedavi edildiği, böylece konuşma bozuklukları, sosyal gelişme geriliği ve kavramsal gelişme geriliği gibi sorunların önüne geçildiği bildirildi.

Efes Kulak Burun Boğaz Dal Merkezi doktorlarından Opr. Dr. Muhittin Dadaş, Türkiye'de yapılan çalışmaların, yeni doğan bebeklerde ortalama 1000 canlı doğumda ortalama 1 ila 3 aralığında işitme kaybı görüldüğünü, yeni doğan yoğun bakım ünitelerindeyse bu oranın yüzde 4 ila 6'ya kadar çıktığını gösterdiğini, bunun yüksek bir oran olduğunu söyledi.

“Bu işitme kayıpları erken saptanmadığı zaman konuşma bozukluklarına, sosyal gelişme geriliğine, kavramsal gelişme geriliğine yol açar. Bu açıdan oldukça önemli bir konu” diyen Dr. Dadaş, işitme kayıplarında erken tanının önemine işaret etti.

Dadaş, tanı için tarama testleri yapıldığını, en sık kullanılan yöntemin “otoakustik emisyon testi” olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Bu test yaklaşık 4-8 dakika süren, çocukta ruhsal veya fiziksel açıdan sorun yaratmayan bir test. Yani anne ve babaların endişelenmesini gerektirecek bir test değil. Bebeğin ilk üç ayında bu test yapılıp erken teşhis konulduğu vakit, 6 aydan önce rehabilitasyona başlanabilirse, çocuğun zihin gelişimine oldukça faydası oluyor. Çünkü 6 aydan sonraya kalırsa, çocuğun beyni yeteri kadar seslerle uyarılmadığı için biraz geç kalınmış diyebiliriz. Bu nedenle bebek 6 aylık olmadan önce tedaviye veya rehabilitasyona başlanması önemli.”

Otoakustik emisyon testinin özel hastanelerin yanı sıra kamu hastanelerinde yapıldığını kaydeden Opr. Dr. Dadaş, bu konuda Sağlık Bakanlığının 2004 yılında bir proje başlattığını, önce pilot hastanelerde, daha sonra diğerlerinde yaygınlaştırılan uygulama kapsamında artık birçok kamu hastanesinde bu testin uygulandığını ifade etti.

Dadaş, bu konuda Türkiye'de, özellikle de doğu illerinde çalışan sağlık personeline iş düştüğünü, onların anne ve babaları uyarması, aydınlatması gerektiğini bildirdi.

Muhittin Dadaş, gebelik sırasında kullanılan ilaçlar, geçirilen viral enfeksiyonlar, kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, kabakulak gibi enfeksiyonların doğacak bebekte işitme kayıplarına yol açabildiğine işaret ederek, “Düşük doğum kilolu, özellikle 1.500 gramın altında doğan çocuklar da risk grubunda yer alıyor. Ama tarama testinin sadece risk grubunda yer alan değil bütün yeni doğanlara uygulanması gerekiyor” diye konuştu.

Doğumdan sonraki dönemlerde geçirilen viral enfeksiyonların, menenjit gibi hastalıkların orta kulak enfeksiyonları, geniz eti, orta kulakta sıvı toplanması gibi rahatsızlıkların veya başka travmaların da işitme kayıplarına yol açabildiği uyarısında bulunan Dadaş, “Bu nedenle daha sonraki dönemlerde de anne ve babaların kazanılmış işitme kayıpları konusunda uyanık olması gerekiyor” dedi.
Ailelerin fısıltıyla konuşup çocuklarının duyup duymadığını kontrol etme yoluna gidebildiğini belirten Dadaş, “60 desibel gibi daha ileri işitme kayıpları için belki bu şekilde bulgu alınabilir. Yani 'Benim çocuğum seslendiğim zaman bakıyor' deyip de işitmesinde sorun olmadığı düşünülmemeli. Televizyonu yakından izleme, dalıp gitme, etrafla ilgisinin azalması gibi durumların takip edilmesi gerekiyor. Bunun için 'fısıltı' testi yeterli değil mutlaka işitme testleri yaptırılmalı” diye konuştu.

REHABİLİTASYON SÜRECİ

İşitme kayıplarının rehabilitasyon sürecinde öncelikle işitme cihazlarının tercih edildiğini, bu cihazlarla beyne giden sinirlerin tembelleşmesinin engellendiğini kaydeden Dadaş, şunları söyledi:

“Daha sonra eğer ağır işitme kayıpları varsa koklear implant dediğimiz, halk arasında biyonik kulak olarak bilinen yöntemler de uygulanabiliyor. Tabii bunlar ileri tetkiklerden sonra karar verilecek uygulamalar. Öncelikli olarak işitme cihazlarıyla beynin seslere karşı duyarlılığının azalmasının önüne geçilmesi sağlanıyor. Mesela çocukta 5-6 yaşından sonra işitme kaybı olduğu anlaşılırsa o 5-6 yıl boyunca hiç ses duymayacağı için beynin o sesleri algılaması olmadığından dolayı daha sonra işitme cihazı uygulandığında konuşma yeteneğini kazanma ihtimali biraz düşük.”

Kemik erimesi erkekleri de etkiliyor



Halk arasında “kemik erimesi” olarak bilinen ve daha çok kadınları etkilediğine inanılan osteoporozun erkeklerde ve çocuklarda da önemli sağlık sorunlarına yol açtığı bildirildi.

Bursa'da özel bir hastanede görevli fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı Dr. Neslihan Özkan, osteoporozun dünyada yaygın görülen bir iskelet sistemi hastalığı olduğunu belirtti.

Bu hastalığa bağlı kemik kırıklarının giderek önemli bir halk sağlığı soruna haline geldiğini ifade eden Dr. Özkan, özellikle kadınların korkulu rüyası olarak bilinen osteoporozun erkeklerde ve çocuklarda da oluşabileceğini kaydetti.

Özkan, bir kişinin sahip olabileceği en yüksek kemik yoğunluğuna 30-35 yaşına kadar ulaştığını, bu yaştan sonra kemik kaybının hızlandığını, 65 yaş üzerindeki kadın ve erkeklerde ise aynı hızda yıkım olduğunu söyledi.

Osteoporozun kadın-erkek ayrımı gözetmeksizin herkes için önemli risk oluşturduğunu ifade eden Özkan, şöyle konuştu:

“Osteoporoza yakalanma riski yüksek olan kişiler arasında kadınlar başta geliyor. Ancak bu hastalık erkekler ve çocuklarda da görülebiliyor. Osteoporoz hakkında halk arasında birçok yanlış inanış bulunuyor. Bunların başında ise osteoporozun yalnızca kadınlarda görüleceğine inanılması geliyor. Oysa osteoporoz erkeklerde de görülebilir. Bu nedenle erkekler özellikle ileri yaşlarda osteoporoza karşı dikkatli olmalı. Ailede osteoporozlu kişilerin olması, ince yapılı, beyaz ırktan olunması, fiziksel aktivite ve egzersiz yapılmaması, sigara, aşırı alkol ve kafein kullanılması, erken menopoz, şeker hastalığı, bazı romatizmal ve hormonal rahatsızlıklar osteoporoz nedeni olabilir.”
Özkan, kırıkların osteoporozun en korkulan belirtileri arasında ilk sırada olduğunu belirterek, “Hastalarımızda, başlangıçta bel ve sırt ağrıları, omurgalarda çökme kırıkları, boyda kısalma, sırtta kamburlaşma görülebilir. Vücutta kalça ve el bileği kırıkları gelişebilir. Halk arasındaki inanışın aksine, yaygın ağrılarla veya kırık dışında kemik eklem ağrıları ile osteoporozun ilişkisi yoktur” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası osteoporoz örgütlerinin 65 yaş üzerindekilerin kemik taraması yaptırması gerektiği konusunda fikir birliği içinde olduğunu ifade eden Özkan, 65 yaş altında olan ve en az iki risk faktörü bulunanlar ile erken menopoza giren, geçmişinde herhangi bir kırık öyküsü olan, şeker, tiroit, romatizmal hastalıkları bulunan ve kortizon kullanan kişilerin bu taramayla mutlaka tanışması gerektiğini vurguladı.

“KİŞİLERİN KENDİ ÇABALARI ÖNEMLİ”

Dr. Neslihan Özkan, vücutta kemik yoğunluğunun azalması olarak bilinen osteoporozun gerekli önlemler alındığında sorun olmaktan çıkacağını ancak kemik kırılganlığının artmasıyla ciddi sorunlar ortaya çıkabileceğini söyledi.

Osteoporozda erken önlem alınmamasının hastanın sakatlanmasına hatta ölümüne yol açabileceğine dikkati çeken Özkan, şunları kaydetti:
“Asıl önemli olan koruyucu hekimliktir. Yani küçük yaşlardan itibaren bireylerin diyetlerine, yaşam biçimlerine dikkat etmesi ve risk altındaki kişilerin eğitilmesi gerekiyor. Osteoporozla mücadelede doktorların ve teknoloji desteğinin yanı sıra kişilerin kendi çabaları etkin olmaktadır. Kemikleriniz genç kalsın istiyorsanız düzenli beslenin, bol bol güneş alın, belinizi ve sırtınızı korumaya yönelik önerileri uygulayın, konunun uzmanı bir doktora başvurarak tedavinizi yaptırın, sigarayı bırakın, aşırı alkol ve kahve içmeyin.”

Deriniz sizden önce yaşlanmasın



Kış mevsimin sona ermesiyle yaz tatili ve broznlaşma planları yavaş yavaş zihinleri meşgul etmeye başladı. Ancak korunmadan güneş ışınlarına maruz kalmak ya da bilinçsizce çeşitli bronzlaşma yönetmelerini uygulamak, hem cildinizin normalden önce yaşlanmasına, hem de kanser gibi daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Acıbadem Maslak Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedef Şahin, deri yaşlanması ve bronzlaşma ile ilgili aydınlatıcı bilgiler verdi.
Değişen Sosyal Eğilimler, Deri Kanserinde Artışa Yol Açtı!
Deri yaşlanması yüzde 80 güneşe, yüzde 10 yaşa ve yüzde 10 yerçekimi, stres, sigara içimi, hormonal, genetik gibi diğer nedenlere bağlı olarak gelişir. Deri yaşlanmasının en önemli nedeni olan güneş ışınlarının yol açtığı yaşlanma 'fotoyaşlanma' olarak adlandırılır. Fotoyaşlanma, kronik olarak güneşe maruz kalan el üstleri ve yüzde belirgindir. Son yıllarda sık sık tatile gitme ve solaryuma girme gibi değişen sosyal eğilimler nedeniyle hem fotoyaşlanma hem de güneşe bağlı deri kanserleri artış göstermektedir.
Güneş Derideki Bağışıklık Sitemini Baskılıyor!
Güneş ışınları derimizde güneş yanığı, güneş alerjisi, deri yaşlanması, kırışıklıklar, sarkmalar, damar genişlemeleri, kahverengi lekeler, tümör ve kanserlere yol açabilir. Güneş ışınları derideki bağışıklık sistemini de baskılamakta ve uçuk gibi enfeksiyonları da tetikleyebilmektedir.
Özellikle beyaz açık renk derili, mavi veya yeşil gözlü, sarı-kızıl saçlı, güneşte çok çabuk kızaran ve yanan, çiftçi, balıkçı gibi dışarıda çalışan ve dışarıda spor yapan kişiler deri kanserleri için risk grubunu oluştururlar. Dünyaya saat 11 ile 15 arasında ulaşan güneş ışınları deri kanseri oluşturucu özelliktedir. Güneşe bağlı deri kanserleri hem normal deride, hem de benler üzerinde oluşabilir ve en sık yüz ve el üstlerinde görülürler.
Sağlıklı Bronzlaşmak Yoktur!
Bronzlaşmak deriyi güneş yanıklarından korur, ancak tam tersine deri kanserleri için de zemin hazırlar. Bronzlaşmak deri yaşlanmasını peşin olarak kabullenmek ve deri kanseri riskini göze almak demektir. Son yıllarda bronzlaşmak için ağırlıklı olarak başvurulan bir yöntem olan solaryumda, uzun dalga ultraviyole ışınları (UVA) kullanılmaktadır. Bu ışınlar da deri kanserlerini tetikleyici ve deriyi yaşlandırıcı etkilere sahiptir. Derinin sağlığı için, uzun dönem sonuçları artık iyi bilinen solaryumlardan sakınılmalıdır.
Bronzlaşmak için başvurulan bir diğer yöntem olan kozmetik bronzlaştırıcıların bir kısmında kına gibi deriyi boyayan maddeler bulunmaktadır. Bu tür maddeler deriye bronzlaşmış izlenimi verebilir, ancak maalesef güneş yanıklarından, deri yaşlanmasından ve deri kanserlerinden korumazlar. Bu ürünler kullanılsa bile diğer güneşten korunma önlemleri mutlaka alınmalıdır.

Süt için cildiniz güzelleşsin



Günde ortalama yarım litre süt tüketimi, ciltte nemlendirici etki yaparak tazeliğini korumasını sağlıyor.

Prof. Dr. A. Kadir Hurşit, “sütte bulunan yağ asitleri ciltte nemlendirici etki yaparak, cildin tazeliğini korumasını sağlıyor” dedi. Hurşit, süt içmeyi sevmeyen insanların yoğurt, peynir, ayran gibi süt ürünlerini tüketebileceklerini de söyledi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. A. Kadir Hurşit, başta çocuklar ve gelişme çağındaki gençler olmak üzere her yaş için çok önemli bir besin kaynağı olan sütün cilt için de önemli etkisinin bulunduğunu söyledi.
Güzel bir cilt için günde yarım litre süt içilmesini öneren Hurşit, sütte bulunan yağ asitlerinin cilt üzerinde nemlendirici etki yaparak cildin yıpranmasını engellediğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Sütteki yağ asitleri cilde nemlendirici bir etki yaparak cildin tazeliğini korumasını sağlıyor. Yağ asitleri aynı zamanda cilt üzerinde bakteri, maya, küf gibi mikroorganizmaların gelişmesini de engelliyor. Süt ayrıca yaşlanma etkilerini de geciktiriyor. Güzel bir cilt için günde en az yarım litre süt içilmesini öneriyoruz.”
Süt içen insanlarda deri hastalıklarının, içmeyenlere göre daha az ortaya çıkabileceğini belirten Hurşit, cilt güzelliği için sütün kozmetik malzemesi olarak kullanılmasının etkili olacağını, ancak hücreler tarafından kullanılması açısından içmenin daha faydalı olduğunu bildirdi.
Bir litre sütte vücudun ihtiyacı olan kalsiyum ve fosforun tamamının, vitaminlerin ise büyük bir kısmının bulunduğunu kaydeden Hurşit, “Ne yazık ki ülkemizde çocukluk çağından sonra süt içmiyoruz” dedi.
Ülkemizdeki süt tüketiminin gelişmiş ülkelerdeki süt tüketiminden çok geri olduğunu belirten Hurşit, sütün her yaşta tüketilmesi gereken önemli bir besin olduğunu vurguladı.
Hurşit, süt içmeyi sevmeyen insanların yoğurt, peynir, ayran gibi süt ürünlerini tüketebileceklerini de söyledi.