11 Mayıs 2009 Pazartesi

Bodrum'da domuz gribi paniği

Bodrum-Milas Havalimanı’nda, İngiltere’den Türkiye’ye gelen 1’i çocuk 2 İngiliz, havalimanındaki termal kamerayla yüksek ateş belirlenmesi üzerine hastanede muayeneye alındı. Bodrum-Milas Havalimanı’na yerleştirilen termal kameranın yüksek ateş belirlediği İngiliz N.D. ve 5 yaşındaki çocuğu E.M., ayrıntılı muayene amacıyla sağlık ekiplerince Milas Devlet Hastanesi’ne götürüldü.

Muğla Valisi Ahmet Altıparmak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, termal kamerayla yüksek ateş olduğu belirlenen İngiliz N.D. ve çocuğu E.M.’nin, sağlık ekiplerince hastaneye götürüldüğünü belirterek, "Termal kamerada yüksek ateş tespit edildiği için şahıslarla ilgili tıbbi tetkikler yapılıyor. Şahısların hastalık olan herhangi bir yere seyahatlerinin olmadığı, ayrıca hastalık olan bir bölgeden gelmedikleri tespit edildi" dedi.

N.D. ve E.M.’den numune alındığını ifade eden Altıparmak, "Alınan sonuçlara göre hareket edilecek. Herhangi bir vaka söz konusu değil. yrıca
şahısların hikayelerinde de böyle birşey söz konusu değil. Sadece ateşleri yüksek. Şahıslar, İngiltere’den hastalık görülmeyen bir bölgeden eliyorlar" diye konuştu.

Gülerken krize girmeyin

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Tabakoğlu, ''Fazla gülmek ve ağlamak astım krizine neden olabiliyor'' dedi.

Tabakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, astımın her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, tedavi edilmediğinde ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.

Türkiye'de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gereken her türlü ilaç ve tedavinin bulunduğunu ifade eden Tabakoğlu, ancak buna rağmen Türkiye'de astımlı hastaların yalnızca yüzde 1,25'inde bir yıl boyunca tam kontrol sağlanabilirken bu oranın batı Avrupa'da yüzde 5,3 olduğunu belirtti.

Astım hastalarının yüzde 90'ının gündüz, yüzde 60'ının da geceleri daha fazla rahatsızlandığını anlatan Tabakoğlu, şunları kaydetti:

''Astımlıların yüzde 80'i günlük yaşamının bu hastalıktan etkilendiğini belirtmekte. Ancak yüzde 43 gibi yüksek bir oranı iyimser bir algılama sonucu hastalığının kontrol altında olduğunu düşünmektedir.

Bu hastalık erişkinlerde iş gücü, çocuklarda okul devamlılığında azalmaya neden olmaktadır. Aynı zamanda hasta iyi tedavi edilmezse fazla gülmek ve ağlamak astım krizine neden olabiliyor. Astım, gelip geçici bir hastalık değildir.

Bu nedenle hastalık belirtilerini tetikleyen faktörler kişiye özgü şekilde tanımlanmalı, bu faktörlere maruz kalmaktan kaçınması önerilmeli ve ilaç tedavisine uyulmalıdır.''

Volkan Konak'tan hastane çağrısı

Karadenizli sanatçı Volkan Konak, Trabzon'a bir onkoloji hastanesinin kurulması gerektiğini söyledi.

Konak, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Bahar Şenliği'nde konser vermek için geldiği Çanakkale'de AA muhabirine, Karadeniz'deki kanser vakalarını birebir Çernobil'e bağlamadıklarını ancak bu patlamanın tetiklediğini düşündüklerini belirtti.

Kanserin yüzde 50'sine yakınının kalıtsal olduğunu, geri kalanının beslenme ve çevre şartlarından ortaya çıktığını, Çernobil'in ise bunu tetiklediğini dile getiren Konak, ''İnsanları şüpheci olmaya davet ediyoruz. İnsanları bilime inanmaya sevk ediyoruz. Bilime inanırsanız kanseri erken yakalarsınız ve erken yakaladığınız kanseri de tedavi edersiniz. Kanserin tedavisi var ilk aşamada'' diye konuştu.

İnsanların Karadeniz'deki kanser vakalarına karşı daha duyarlı olmalarını istediklerini, bunun için gayret gösterdiklerine söyleyen Konak, şunları kaydetti:

''Her şeyi Çernobil'e bağlamıyoruz. Kimse ispatını yapamaz zaten. Çernobil şu kadar etkiledi diyemeyiz. Genetik olarak meyilli olan insanları acaba hızlandırmış mıdır?

Karadeniz'de tam bilimsel bir çalışma yapılmadı. Birtakım çalışmalar yapıldı ama çok başarılı bulduğumuz çalışmalar değil. Halka inen çalışmalar değil. Trabzon'a bir onkoloji hastanesi açmamız lazım, tamamen kanser üzerine, kanser tanısı, teşhisi ve tedavisi yapılan bir hastane.''

Daha uzun yaşamak ister misiniz?

Sigara içmeyen kişilerin kalp hastalığı gibi çeşitli hastalıklara yakalanma şansı daha az, böylece sigara içenlere göre daha uzun yaşıyorlar.

Norveç'te 54 bin kadın ve erkek üzerinde gerçekleştirilen çalışma, Stockholm'de EuroPRevent 2009 Kongresi'nde kamuoyuna sunuldu. Uzmanlar, sigara içmenin, kardiyovasküler ya da çeşitli nedenlerden dolayı ölümle bağlantısının güçlü olduğunu söylüyorlar.

Oslo Üniversitesi'nden ve Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü'nden Profesör Haakon Meyer'e göre, çalışmanın sonuçları uzun süreli, mutlak bir çalışmaya bağlı. Sonuçlarının arkasında, 1974 yılında Norveç'in 3 eyaletindeki davet edilen orta yaştaki kadın ve erkeğin temel kardiyovasküler görünteleriyle katıldığı geniş kapsamlı tamamlayıcı çalışma yatıyor. Bu tarihten sonraki 30 yıl boyunca ölümler, düzenli olarak Norveç nüfus kayıtlarına eklendi.

2006-2008 yılları arasında yapılan anket ile katılımcıları sigara içmeyenler, yeni başlayanlar, günde 1-9 sigara, günde 10-19 sigara ve 20'den fazla sigara içenler olarak sınıflandırıldı. Sonuçlar, orijinal 54 bin 75 katılımcıdan, 13 bin 103'ünün devam eden çalışma süresince öldüğünü gösterdi. Sigara içmeyenlerin yüzde 18'iyle karşılaştırıldığında çok sigara içen erkeklerin yüzde 45'inin 30 yıl süreçte öldüğü belirlendi.

Benzer şekilde çok sigara içen kadınların , yüzde 33'ü ölürken, hiç sigara içmeyenlerin sadece yüzde 13'ü hayatını kaybetti.

Zaman online

Meyer, "Bu sonuçlar, sigara içmenin ölüm üzerindeki büyük etkisini gösterdi. Biz burada çok fazla sayıda insan hakkında konuşuyoruz" dedi. Ayrıca, araştırmada sigara içmenin felç ve şeker hastalığı oluşumuyla güçlü bağlantısı olduğu tespit edildi.

8 Mayıs 2009 Cuma

Hamileler bu testi mutlaka yaptırmalı

Manisa Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Selma Tosun, hamilelik sırasında mutlaka Hepatit B testi yapılması gerektiğini vurguladı.

Hepatit B ile mücadele kapsamında Belediye Kültür Sitesi meclis salonundaki düzenlenen toplantıda konuşan Doç. Dr. Selma Tosun, Hepatit B virüsü için doktora başvurarak basit bir test yaptırılabileceğini söyledi.

Hepatit B'nin tedavisin bulunmadığının belirten Tosun, hastalığın ilerlememesi için 6 ayda bir doktor kontrolünün şart olduğunu aktardı.

Selma Tosun, Hepatit B'nin bulaşma yollarını ise şöyle sıraladı: "Çok eşlilik ve korumasız cinsel ilişki. Steril olmayan mikroplu malzemelerle yapılan diş tedavileri. Berberlerde aynı jilet ve usturanın birden fazla kişide kullanılması. Kuaförlerde steril olmayan manikür-pedikür malzemeleri.

Günümüzde özellikle gençlerde artış gözlenen steril olmayan malzemelerle yapılan piercing, kulak delme ve dövmeler. Steril olmayan ortamda toplu sünnet işlemleri, kan kardeşliği, alın ve ense kestirme işlemleri. Uyuşturucu bağımlılarında aynı enjektörün birden fazla kişi tarafından kullanılması."
Türkiye'de her yıl 5 bin kişinin karaciğer kanserinden, 10-15 kişinin siroz ve siroza bağlı komplikasyonlardan hayatını kaybetmesi üzerine Sağlık Bakanlığı 23 şehirde toplantılar düzenleme kararı aldı.

Manisa'da gerçekleştirilen 14. toplantıya özellikle bayanlar büyük ilgi gösterdi.
Toplantıda Hepatit B'nin bulaşma yolları, tehlikeleri, tedavi ve koruma yöntemleri ele alındı.

Dünya genelinde 2 milyar kişi Hepatit B virüsü taşıyor. Dünyada her yıl bir milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Hepatit B virüsünü Türkiye'de yaklaşık 4.5 milyon kişinin taşıdığı belirtiliyor.

Araştırmalara göre Türkiye'de ortalama yüzde 5 olan taşıyıcılık oranı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde onlara kadar çıkıyor

Meme kanseri önlenecek mi?

Amerikalı bilimadamları, meme kanseri hücrelerinin beyne girmesine yol açan bir gen belirledi.

Beyin, kan-beyin bariyeri olarak bilinen ince kan damarları ağından oluşan savunma sistemi sayesinde çok iyi korunuyor. Bu bariyer, genel kan akışında dolaşan hücre ve moleküllerin beyin dokusuna girişini engelliyor.

Ancak bilimadamları, yayılan meme kanseri hücrelerinin beyne serbestçe girmesine yol açan bir gen belirledi. Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın, kanserin yayılmasına karşı yeni tedavilerin yolunu açabileceği belirtildi.

Meme kanseri beyne yayılabiliyor ancak bu genellikle, ilk tümörün alınmasından yıllar sonra oluyor. Bu da, kalan kanser hücrelerinin beynin savunmasını kıran özellikler edindiğini gösteriyor.

Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi'nden araştırmacılar, doku örneklerini incelediler ve bu sürecin nasıl işlediğini anlamak için karmaşık genetik analizler yaptılar.

Araştırmacılar, farelerde meme kanserinin yayılmasını sağlayan 3 gen keşfettiler. İkincil tümörlerin yayılmasında genel rol oynayan COX2 ve HBEGF genlerinin meme kanserinin akciğerlere yayılmasına yardım ettiği, üçüncü genin (ST6GALNAC5) ise kanserin beyne nüfuz etmesinde rol oynadığı anlaşıldı.

Söz konusu genin, meme kanseri hücrelerinin beyindeki damarlara yapışıp beyin dokusuna sızmalarına yardım ettiği belirtildi. Bu gen olmaksızın, kanser hücreleri kan-beyin bariyerini aşamıyor.

İngiltere Kanser Araştırma merkezinden Liz Baker, vücudun başka yerlerine yayılan meme kanseri hücrelerinin yüzde 10'unun beyne gittiği hatırlattı.

Merkezden Prof. David Lane de, araştırmayı "çok heyecan verici" olarak nitelendirerek, bu genlerin yeni ilaçların geliştirilip bu belli türdeki metastasın önlenmesine yardımcı olabileceğini söyledi.

Meme kanseri erkeklerde de görünüyor

Orta Anadolu Meme Hastalıkları Derneği (OMEDER) Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Yasin Özkütük, meme kanserinin sadece kadınlarda görülebilen bir kanser türü olarak algılandığını ancak erkeklerde de çok az oranda olsa da görülebildiğini söyledi.

Opr. Dr. Özkütük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meme kanserinin kadınlar arasında en sık görülen, ölüm oranında ise ikinci sırada olan bir kanser türü olduğunu belirtti.

Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsüne göre tüm dünyada kadınlarda kansere bağlı ölüm oranında akciğer kanseri ilk sıradayken Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet-Etkililik Projesi'nin verilerine göre, Türkiye'nin Orta Anadolu bölgesinde kadınlarda kanser türleri içinde meme kanserinden ölüm oranının ilk sırada yer aldığını ifade eden Özkütük, bu duruma neden olan en önemli faktörün erken tanı konusunda halkın yeterli bilinç ve farkındalık düzeyine sahip olmaması olduğunu bildirdi.

Bilim dünyasını korkutan tehlike

Kuş ve domuz gribine yol açan virüslerin bir araya gelmesinin çok tehlikeli olabileceği bildirildi.

Londra'daki Queen Mary Koleji'nden virüs uzmanı John Oxford, H1N1 domuz gribi ve H5N1 kuş gribi virüslerinin bir kişiye aynı anda bulaşması halinde, bu virüslerin gen alışverişinde bulunabileceklerini ve çok tehlikeli, insandan insana bulaşabilen yeni bir virüsün ortaya çıkabileceğini belirtti.

Oxford, önemsizden önemliye artan şekilde numaralandığında, mevsimsel grip 3, domuz gribi 5, kuş gribi 6'ncı olurken, domuz ve kuş griplerinin birleşmesiyle ortaya çıkacak virüsün önem derecesinin en az 7 olacağını vurguladı.

Mutasyon olası ama endişeye gerek yok

Ancak Fransız uzman Bruno Lina, durumun abartılmamasından yana olduğunu belirtti.

Kuş ve domuz griplerinin birleşerek yeni bir virüsün ortaya çıkmasının mümkün olduğunu söyleyen Lina, ancak 6 yıldır laboratuvarda bile kuş gribi ve insandaki grip virüsünden başka bir virüs meydana getirmeyi başaramadıklarını, bu virüslerin "bir araya gelmek istemediklerini" söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre, 2003'ten bu yana H5N1 virüsünün neden olduğu kuş gribi nedeniyle dünya genelinde 250'den fazla kişi öldü. İnsana bulaşması zor olsa da kuş gribi virüsü genellikle öldürücü.

H1N1 virüsünün neden olduğu domuz gribi ise insandan insana kolayca geçebiliyor ancak bu virüsten ölüm oranı nispeten düşük.

Çay yerine "havuç suyu" içiyorlar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın havuç suyu içmesine en çok Türkiye'deki havuç üretiminin yarısından fazlasını karşılayan Beypazarlılar sevindi.

Beypazarlılar sadece havuç üretip satmıyor, bu tarihî ilçeden havuç kokuları yükseliyor. Sokaklarındaki dükkânlarda havuç suyu yapılıyor. Gelene gidene havuç suyu ikram ediliyor. Köşe başlarına kurulan makineler harıl harıl havuç sıkarken, 'içmeden göndermem' diyen esnaf, havuç lokumu uzatanlar, dönerini tavsiye edenler ve 'reçelinden mutlaka almalısınız', 'dondurmasını görmelisiniz' diyenler... Kısacası havuç her yerde Beypazarı'nda...

Türkiye'nin havuç ihtiyacının yüzde 65'ini karşılayan ilçede yılda iki defa hasat yapılıyor. Hasat bol olunca, havuçtan yapılan yiyeceklerin sayısı da bir hayli fazla oluyor. Türkiye'nin dört bir yanından sipariş alan Beypazarı halkı gece gündüz atölyeden çıkmıyor. Satışların artmasından mutlu olduğunu söyleyen Özlem Şekerleme'nin sahibi Adem Karataş ilçenin en büyük esnaflarından. Havucun her türlü şekerlemesini kendi atölyelerinde imal ediyor.

5 Mayıs 2009 Salı

Uzun süre çalışanlar uyuyamıyor

Almanya'da yapılan bir araştırma, uzun süre çalışanların uyumakta zorluk çektiklerini ortaya koydu.

Dortmund kentindeki "Bundesanstalt für Arbeitsschutz und Arbeitsmedizin" adlı kurum tarafından 50 binden fazla kişi arasında yapılan araştırmanın sonuçlarına göre haftada 60 saatten fazla çalışan insanların dörtte biri, normal 35 ile 44 saat arasında çalışanların da beşte biri uyumakta zorluk çekiyor.

Uzun süreli çalışanların daha yoğun şekilde de sırt ağrıları çektiği ve bu kişilerde daha fazla kalp rahatsızlıklarının ortaya çıktığı belirtildi.

Vardiyalı çalışanlarda ya da çalışma saatleri değişen insanlarda, hafta sonlarında çalışan ve çalışma saatlerinin kötü planlandığı insanlarda da daha yoğun şekilde sağlık sorunlarının ortaya çıktığı kaydedildi.

Bahar yorgunluğunu atmanın en kolay yolu

Van'daki aktarlar, bu mevsimde yaşanan yorgunluk ve halsizlik hissinin en iyi ilacının defne yaprağı olduğunu belirtiliyorlar.

İlkbahar mevsimi ile birlikte sürekli değişen havaların vatandaşlarda birçok rahatsızlığa sebep olduğunu, bunlar arasında yorgunluk ve halsizliğin ön plana çıktığını anlatan Van'daki aktarlar, bunun da en iyi ilacının defne yaprağı olduğunu belirtiyorlar. Aktarlar, defne yaprağının bir çok derde şifa olduğunu, özellikle yorgunluk ve halsizlik hissi şikayeti ile kendilerine gelen vatandaşlara hep bu otu tavsiye ettiklerini anlattılar. Defnenin dışında anason ve biberiye otunun da yorgunluk ve halsizliğe iyi geldiğini söyleyen Sultan Baharat İşletmecisi Mahmut Örkmez, "Defne yaprağının yorgunluk, bronşit, mikrop öldürücü, hazım ettirici, spazm çözücü, mide bağırsak gazı söktürücü, idrar söktürücü, nefes açıcı, terletici, hazmettirici ve uyarıcı özelliği vardır. Soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen kırgınlık, romatizma, ağrılarına da faydalıdır. Başta halsizlik ve yorgunluk olmak üzere bu şikayetlerle gelen herkese defne yaprağını tavsiye ediyoruz. Defne yaprağı genellikle suda kaynatılarak içilir" dedi.

Ağız sağlığınıza dikkat edin!

Kayseri Diş Hekimleri Odası Başkanı Umut Kural, hastaların domuz gribine karşı diğer grip türlerinde de olduğu gibi kişisel ağız diş sağlığı görgülerine dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekti.

Son günlerde dünya gündemini meşgul eden ve ülkeleri ciddi tedbirler almaya mecbur bırakan domuz gribine karşı diş hekimleri de alarma geçti.
Salgınların ağız sağlığıyla doğrudan ilgili olduğunu belirten Kayseri Diş Hekimleri Odası Başkanı Umut Kural, bu süreç içinde tüm diş hekimlerinin hastalarına verdikleri oral hijyen eğitimine azami ölçülerde dikkat etmesi gerektiğini ve bu konuyla alakalı tüm diş hekimlerinin uyarıldığını bildirdi.
Kural, "Aile içerisinde her bireyin ayrı diş fırçası olmalı, diş fırçalarının kullanıldıktan sonra su ile iyice durulanması gerekiyor. Diş fırçalarının dik olarak kurumaya bırakılması önemli. Diş fırçasının kurumasına engel olacak fırça kılıflarının mümkün olduğunca kullanılmaması gerekiyor." diye konuştu.
Fırça kılları nemli kaldığı zaman, bakterilerin rahatça üreyeceği bir ortam oluştuğunu kaydeden Kural, "Aynı kap içerisinde birden fazla diş fırçası var ise fırçaların birbirlerine değmemesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Ayrıca diş fırçalarını dezenfekte etmeye kalkmak, bulaşık makinesi, mikrodalga veya ultraviyole cihazları kullanmak tamamen gereksizdir. Bu işlemler, diş fırçasına zarar verebilir. Eğer mümkün ise gün içerinde 2 adet değişik fırça kullanmak fırçaların kuruması için yeterli süreyi sağlar. Diş macununu fırça üzerine koyarken macun tüpünün fırçaya değmemesini sağlamakta önemli bir tedbirdir." şeklinde konuştu.

Güneşten korkmayın!

Güneş ışınlarından yeterince faydalanmak hem anne hem de bebeği hastalıklardan koruyor.

Anne adaylarında kemiklerin yumuşaması ve kolay kırılabilir hale gelmesiyle tanımlanan ve bebekte de D vitamini yetersizliğine neden olan bazı hastalıklar günde yarım saat güneşlenerek önlenebiliyor.

Uzm. Dr. İsmail Özcan, güneş ışınlarının özellikle anne adayları ile bebeklerinin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını kaydetti. Kemiklerin sağlıklı oluşması ve gelişmesi için D vitaminine ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Özcan, D vitaminin en iyi kaynağının ise güneş ışınları olduğunu söyledi.

1490 vaka, 30 ölüm

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde 1490 adet H1N1 virüsü vakasının tespit edildiğini, 30 kişinin virüs nedeniyle öldüğünü duyurdu.

DSÖ'nün iki numaralı ismi Dr. Keiji Fukuda, telefonla düzenlediği basın toplantısında, 405 vakanın daha kesinleşmesiyle vaka sayısının 1490'a çıktığını belirtti.

Buna göre vakaların 822'si Meksika'da tespit edildi. Kesinleşen vaka sayısı ABD'de 403, Kanada'da 140, İspanya'da 57, İngiltere'de 27, Almanya'da 9, Yeni Zelanda'da 6, İtalya'da 5, İsrail ve Fransa'da 4, Güney Kore ve El Salvador'da 2, Avusturya, Hong Kong, Kosta Rika, Kolombiya, Danimarka, İrlanda, Hollanda, Portekiz ve İsviçre'de bir oldu. Virüs nedeniyle Meksika'da 29, ABD'de bir kişi yaşamını yitirdi.

Fukuda ayrıca, Avrupa'da henüz halk arasında virüsün yayıldığına ilişkin bulguya rastlanmadığını, İspanya'daki vakaların, başta Meksika olmak üzere virüsten en fazla etkilenen ülkelere yapılan yolcuklara bağlı bulunduğunu söyledi.

DSÖ'nin grip sorumlusu Fukuda, yeni grip virüsünden hastalanıp iyileşenlerin, diğer insanlara göre benzer virüslere karşı daha korunmalı hale geleceğini de belirtti.

Fukuda, geçirilen grip enfeksiyonlarının genelde iki yıl boyunca, belirli düzeyde bağışıklık sağladığını kaydetti.

Virüslerin birkaç yıl sonra, vücut için yeni bir virüs haline gelecek şekilde değişime uğradığını vurgulayan Fukuda, bu durumda da insanların yeniden virüsü kapmaya yatkın hale geleceğini belirtti.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Domuz gribinin adı değişti

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ''domuz gribi'' teriminin kullanımını domuzları korumak için durduracağını bildirdi.

WHO Sözcüsü Dick Thompson, isim değişikliği kararının, tarım söktörü ve BM gıda örgütünün ''domuz gribi'' teriminin tüketicileri yanıltacağı ve ülkelerin gereksiz yere domuzların itlaf edilmesi talimatı vereceği kaygısını açıklamasından sonra alındığını söyledi.

WHO'nun İsviçre'nin Cenevre kentindeki genel merkezinde gazetecilere açıklama yapan Thompson, bundan sonra domuz gribinin bilimsel teknik ismi olan "H1N1 grip A"yı kullanacaklarını kaydetti.

Kimse seks yapmak istemiyor!

Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Başkanı Prof. Dr. Cihat Ünlü, modern yaşam ve ekonomik krizin libido kaybına (cinsel arzuda azalma) neden olduğunu savundu.

TAJEV'in Antalya'da düzenlediği 8. Türk Alman Jinekoloji Kongresi başladı. Kongreye katılan TAJ Başkanı Prof. Dr. Ünlü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, günümüzde yoğun stres ve toksik maddelerin etkisiyle kadınlarda yumurtalığın daha erken yaşlandığını, erkeklerde ise sperm sayısının radikal şekilde düştüğünü söyledi.

Çevre zehirleri, toksik maddeler, radyasyon ve giderek daha stresli hale gelen şehir yaşamının birçok sağlık sorunuyla birlikte üreme problemlerini de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ünlü, bunların en önemlilerinin, kadınlarda erken menopoza kadar giden yumurtlama bozuklukları, erkeklerde de spermin hareketlilik oranının azalması olduğunu kaydetti.

Saman nezlesine dikkat

Toplumda görülen allerjik hastalıkların en önemlilerinden birinin saman nezlesi olarak bilinen Alerjik Rinit olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, hastalığın başlama yaşının çocukluk evreleri olduğunu söyledi. Endüstriyel gelişmiş ülkelerde çevre kirliliğinin artması nedeniyle giderek sıklığı artmakta olan Alerjik Rinit hastalığının astım hastalığı ile birlikte gözlenebileceğini belirten Doruk Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, "Allerjik rinit (saman nezlesi), toplumda görülen allerjik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Toplumun ortalama %10 'unda allerjik rinit vardır. Hastalık allerjik konjonktivit (göz nezlesi) ve astımla birliktelik gösterebilir. Allerjik rinitli hastaların yüzde 20 ? yüzde 40 'ında astım birlikteliği görülmektedir" dedi.

Günde yarım kadeh şarap iyidir

Günde yarım kadeh şarap içmenin erkeklerde yaşam süresini 5 yıla kadar uzatabileceği bildirildi.

Hollanda'daki Wageningen Üniversitesinden bilim adamları, günde 20 grama kadar alkolün yaşam süresini yaklaşık 2,5 yıl uzatabileceğini, bu miktarın üzerine çıkıldığındaysa yaşam süresinin kısaldığını vurguladı.

"Journal of Epidemiology and Community Health" dergisinde yayımlanan araştırmada, günde yarım kadehi geçmemek koşuluyla sadece şarap içen erkeklerin yaşam süresinin ise, hergün bira ya da başka alkollü içkileri tüketenlere göre 2,5 yıl uzun olabileceği belirtildi.

1960-2000'de yaklaşık 1400 erkeğin ne tür alkollü içki tükettiklerini, bunun miktarını, sigara kullanıp kullanmadıklarını, hayat tarzlarını, sosyal statülerini, beslenme alışkanlıklarını ve kilolarını inceleyen bilim adamları, günde sadece 20 gram şarap içenlerin ömrünün hiç alkollü içki tüketmeyenlere göre 5 yıl uzun olabiceğine dikkati çekti.

Araştırmada şarabın özellikle kalp-damar ve beyin damarları hastalıkları riskini azaltabileceği vurgulandı.

İzmir'de domuz gribi paniği

Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, 23 Nisan Çocuk Şenliği'ne katılmak üzere Meksika'dan Türkiye'ye gelen ve aileler tarafından İzmir'de evlerde misafir edilen 25 Meksikalı öğrenci ve öğretmenin temasta bulunduklarına ulaşıldığı belirtilerek, ''Herhangi bir şüpheli durum tespit edilmemiştir'' denildi.

Açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü'nün pandemik grip evresi ile ilgili herhangi bir değişiklik ilan etmediği, halen alarm durumunun evre 5 düzeyinde olduğu belirtilerek, bugün saat 13.00 itibarıyla 11 ülkede doğrulanmış 331 vakanın ve 10 ölümün mevcut olduğu kaydedildi.

Bakanlığın hazırlıklarının en üst düzeyde devam ettiğinin vurgulandığı açıklamada, ''Ülkemizde vaka görülmemiştir'' denildi.

Uluslararası uçuşa açık havaalanlarında, gelen yolcuların sağlık durumlarının kontrol edildiği belirtilerek, İstanbul ve Ankara'daki havaalanlarına termal kameraların yerleştirildiği, deniz yoluyla Türkiye'ye gelenlerin de limanlarda sağlık kontrolünün yapıldığı ifade edildi.